FELSEFE

Geçmişi reddetmek

13 May , 2019  

Hepimiz çırılçıplak geldik dünyaya. Zihnimiz boş bir levhaydı. İsimsizdik, dinsizdik. Konuşmayı bilmiyor, denilenleri anlamıyorduk. Dünyaya gelmek kendi seçimimiz değildi. Hiçbir şeyin farkında değildik. Karanlık bir tünelin sonunda ışığa kavuştuk ve ilk nefesimizi bile zorla, ağlayarak aldık.

Her birimiz bambaşka dünyalar içinde bulduk kendimizi. Şimdi bizi şekillendiren iki şey vardı. Birincisi genetik mirasımız, ikincisi çevremiz…

Önce bize isim verdiler. Sonra bir de din. Bir milliyetimiz olduğu söylendi. Bir de anadilimiz. Hiçbiri kendi tercihimiz olmayan bu şeylere büyük sadakat duymayı, onları bizim vazgeçilmez parçamızmış gibi benimsemeyi ve hatta ileride bunlar uğruna ölmeyi öğrettiler.

Belli bir yaşa gelip muhakeme sahibi olmaya başladığımız anda bazılarımız kendisine hazır sunulan şeyleri beğenmemeye, bunlara itiraz etmeye ve hatta bazı cesurlarımız bunları reddetmeye başladı.

Kimimiz ise önümüzdeki her ne ise ona gönülden bağlandık ve o yolun sarsılmaz neferleri haline geldik.

Reddedenler de kabul edenler de, muhakemelerinde tam özgür olamadılar.

Her iki taraf da geçmişin ve öğrenilmiş çaresizliğimizin kurbanı oldular.

Geçmiş derken sadece içine doğduğumuz toplumun tarihinden bahsetmek yeterli olmaz. Topyekûn insanlık tarihinin prangalı mahkûmlarıyız hepimiz.

Evrene, dünyaya, zamana ve hayata bakışımız hep bu değiştirilemez geçmişin etkisi altında. Düşünme biçimimiz bile tarihle ve genetikle zihnimize yüklenmiş bagajların ve kalıpların denetiminde.

Çerçevenin dışına çıkamıyor, geçmişimizden bağımsız düşünemiyoruz. Kimimiz mikro önyargılarla, nihayetinde hepimiz makro kabullerle zehirlenmiş haldeyiz.

Pekâlâ bizim için hâlâ bir umut olabilir mi?

Belki… Ama bir şartı var bunun…

Geçmişi maalesef değiştiremeyiz. Zaten değiştirsek de, ona bağımlılığımız değişmeyecektir.

Ama pek tabii ondan vazgeçebilir hatta onu tamamıyla reddedebiliriz.

Muhtemelen insanın bireysel olarak kurtuluşunun ve koşulsuz özgürlüğünün yegane yolu bu…

Akla başka bir çare gelmiyor. Bize ait olmayanı reddetmek en tabii insan hakkıdır. İnsanlığın tarihi insanların yaşadıklarının bir toplamı. Bizler de her birimiz onun mirasçıları hükmündeyiz.

Fakat her mirasçı gibi bizim de reddi miras hakkımız var.

Genetik mirasımızdan vazgeçemeyiz, konuştuğumuz dilin bagajlarından kurtulmamız da zor. Ama düşüncelerimizi, geçmişin bize yüklediği bireysel ve toplumsal bütün yüklerden arındırarak işe başlarsak eğer, kısacık ömürde mümkün olan en azami özgürlüğe kavuşmamız olasıdır.

İşte tam da bu yüzden, geçmişin bütün fikirlerinden, dinlerinden, ideolojilerinden ve düşünce sistemlerinden istifa etmeliyiz.

Her bir birey kendi hikayesini, kendi diliyle ve özgün iradesiyle yazabilmelidir.

Tam da bu yüzden yeryüzündeki ve zihinlerimizdeki bütün fikirlere ve ön kabullere başkaldırmalıyız.

Berrak bir zihinle evreni tanımaya, hayatı anlamaya ve sınırsız bir biçimde yaşamaya baş koymalıyız.

İlan ediyorum…

Ben kimliğinden, dininden, milliyetinden ve geçmişin bütün yüklerinden vazgeçenlerdenim.

, , , ,


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir