dscn1264

SEYAHATLER

TUNUS SEYAHATİM

1 Oca , 2017  

2016 hemen hemen herkes için zor bir yıl oldu… Bu zor yılda ben de oldukça fazla badireler atlattım.. Bu yıl ilginç bir rastlantı ile sona erdi. 2016 yılının son günlerinde güzel bir Tunus seyahatine çıktım. Rastlantı kısmı ise şu: Tunus 2016 yılında ziyaret ettiğim 16. Yabancı ülke olmuştu…

Evet 2016 yılında 16 farklı yabancı ülkede bulundum.. Biliyorsunuz yaz aylarında bir Avrupa turu ile tam 15 ülke ziyaret etmiştim. Tunus ile 16. Ülkeme gitmiş oldum.. Dilerim 2017 de benzer bir tesadüf ile gelir ve en az 17 ülkede geçiririm…

dscn1199

Yaz ayındaki turumda Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, İtalya, Vatikan, Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Yunanistan’a gitmiştim…

Aralık ayının 22’sinde ise 16. durağım olan Tunus’a doğru yol aldım…

Geçen yıl bu zamanlarda güzel bir Ege turu yapmıştım.. Aralık ayında seyahat etmeyi böylece iki yıl üst üste gerçekleştirerek bir nevi gelenek haline getirmiş oldum…

dscn1237

Tunus’ta değer verdiğim dostlarım arkadaşlarım var… Bunlardan birisinin uzun süredir daveti söz konusuydu. Aralık ayının 22’nci günü ise bu davete icabet etmenin en uygun zamanı olarak karşıma çıktı.

Türk Hava Yolları’nın tarifeli seferiyle 22 Aralık’ta Tunus’un başşehri Tunus’taki Kartaca Uluslaraarası Havalimanı’nda başlayan yolculuğum 5 gün sürecek ve 27 Aralık’ta aynı havalimanından yapacağım dönüş uçuşuyla son bulacaktı.

Bir önceki gün Pegasus hava yolları ile Sabiha Gökçen’e indim ve zorlu bir yolculuk sonunda değerli dostlarımla saatlerce oturacağım İncirli’deki kafeye ulaştım. Burada saatlerce muhabbet ettikten sonra gece yarısı Atatürk Havalimanı’na geçiş yaptım.

dscn1285

Böylece 22 Aralık sabah saat 09.30’daki uçuşum için havalimanında sote bir köşede uyumak istedim. Henüz check-in yapıp sırt çantamı teslim edemeyecektim zira check-in deski açılmamıştı… Havalimanı’nda dış hatlar terminaline girer girmez karşıma çıkan bankodan yurt dışı çıkış harç pulumu 15 TL mukabilinde satın alıp biraz da döviz satın alarak kısmen rahat bir banka yerleştim. Çantamı yastık yapıp gözlerimi kapattığımda saat gece yarısı 1’i geçmişti.. Gözlerimi açtığımda ise sabaha karşı 5’i geçiyordu… Check-in için zaman geldiğini düşünerek hemen işlemleri yaptırdım ve böylece büyükçe sırt çantamdan kurtuldum. Artık daha rahattım zira yanımda sadece bilgisayar çantam vardı. Bilgisayarımı da yanımda götürmek zorundaydım bu yolculuğa. Zira online olarak sürdürdüğüm çalışma hayatıma bu seyahat sırasında da devam etmek durumundaydım. Nitekim havalimanında da Starbucks’ı mesken edinip okkalı bir kahve eşliğinde bilgisayarımı açtım ve uçuşa yakın bir saate kadar bütün işlerimi keyifle tamamladım. Artık uçuş için hazırdım ve bütün güvenlik kontrollerinden geçerek uçağıma yerleşmiştim.

dscn1302

THY ile keyifli ve lezzetli ikramlı bir yolculuk sonucunda yerel saatle 10.40 civarında Kartaca Havalimanı’na iniş yaptık. Tunus ülkemize göre daha batıda kaldığı için 2 saatlik zaman farklı oluşmuştu. 9.30 civarında kalkış yapan uçağımız 3 saatlik uçuşa rağmen sadece 1 saat kaybetmişti yani özetle hayattan tam 2 saat ödünç almıştım.. Elbette İstanbul’a döndüğümde aldığım bu emaneti geri verecektim…

Kartaca Havalimanı’ndan 45 dakikalık bir yolculuk sonrası 5 gün ikamet edeceğim Bizerte şehrine ulaştım. Birkaç gündür aralıksız devam eden yağmur ben ülkeye vardığımda da devam ediyordu ve bunun sonucunda Bizerte şehrinin özellikle dış mahalleleri sular altında kalmıştı. Beni şehre taşıyan eski otobüs birkaç defa yolunu değiştirmek zorunda kaldıysa da sağ salim bir şekilde Bizerte şehrinin hemen karşısında bulunan Zarzuna’da bizi bıraktı.

dscn1330

Bizerte ile Zarzuna şehirleri Kantara adı verilen açılır kapanır bir köprüyle ikiye ayrılıyor. Birbiri içine geçmiş bu iki şehri birleştiren ve yerel halkın Kantara adı verdiği köprü zaman zaman gemi geçişlerine izin vermek için açılabiliyor. Zarzuna’da otobüsten inince otelimin bulunduğu Bizerte tarafına yürüyerek geçtim. Otelim Bizerte merkezinde Sidi Salem plajında bulunuyor… Otelin adı da Sidi Salem zaten… Çok güzel bungalov evlerden oluşan otelde kahvaltı dahil sadece 45 dinar gibi bir ücrete ikamet edebiliyorsunuz. 1 dolar yaklaşık 2 dinardan biraz fazla ediyor. Dolayısıyla otelin günlük ücreti 23-25 dolar civarında… Tabii ki bu kış tarifesi, yazın fiyatlar biraz daha yükseliyor… Sidi Salem oteli yüksek bir konfor vaat etmiyor ama klasik bir Tunus tatili için bence oldukça ideal ve tabii ki temiz bir otel..

dscn1343

Hava sıcaklığı Tunus’ta 5 gün boyunca 10 ila 20 derece arasında gidip geldi. Dolayısıyla çok soğuk sayılmaz… İnce bir hırka ile bütün kışı rahatlıkla geçirebileceğiniz bir yer burası… Türkiye’deki soğuk günlerden sonra geldiğim Tunus’ta hava konusunda oldukça şanslı sayılırdım.. Sadece birkaç defa yağan yağmur da keyfimizi bozmaya yetmedi ama ağırlıklı olarak güneşli güzel günler yaşadık…

dscn1382

İlk gün bizi hafif yağmurlu bir hava karşıladı. Yolculuğun yorgunluğu ile şehre alışma süreci sebebiyle Bizerte’deki ilk günümüzde sadece Corniche (korniş) adı verilen sahilde uzun uzun yürüyüş yapmakla yetindik… Bizerteliler genelde yürüyüş yapmak yahut sahil kenarındaki kafelerde takılmak için bu Corniche bölgesine gelmeyi tercih ediyor. Oldukça yumuşak ve açık renkli bir kumsalı var… Tabii ki ortalık kış olduğu için oldukça fazla da dalga ve rüzgar vardı. Ancak güzel bir yürüyüş yapmak için gereken her koşul mevcuttu.

dscn1442

Bizerte şehri tam bir sakinlik ve huzur timsali… Şehir oldukça sessiz ve sükunetli… Şehrin içine kadar sokulan deniz suyu doğal bir göl görünümünde ve şehrin eski surları ve eski evlerinin çevrelediği harika bir koy oluşturmuş. Buradaki kafelerde lezzetli kahve yudumlayabilir yahut çıtır çıtır balık ızgara yiyebilirsiniz… Güneşli güzel günlerde Bizerte’nin bu koyunda iğne atsan yere düşmüyor ve oldukça canlı bir şehir hayatı peyda oluyor. Ancak nisbeten sakin zamanlarında ise deruni bir huzur çöküyor ortalığa.. Eski kale ve koy geceleri de gayet güzel bir şekilde ışıklandırılmış olduğundan çok egzotik bir görünüm arz ediyor.

dscn1598

Ertesi gün sabah erkenden ülkenin başkenti Tunis’e doğru hareket edeceğiz. Sidi Salem otelinde klasik Kuzey Afrika kahvaltısı bizi karşılıyor… Daha önce ziyaret ettiğim Fas’tan aşina olduğum kahvaltı geleneğinde batı etkisi dikkat çekiyor. Bir kere sofrada mutlaka sıcacık kruvasan mevcut. Portakal suyu ve filtre kahve de demirbaşlardan… Bir paket reçel, tereyağı ve Bizerte’nin meşhur baget ekmeği de mevcut. Bizim otelde bir de bunlara ek üçgen peynir ve haşlanmış yumurta da mevcuttu. Hal böyle olunca mükellef ve makul bir kahvaltı ortaya çıkıyor. Bütün bu gıdalar ile bol yürüyüşlü bir güne hazır hale geliyorsunuz…

dscn1641

Bizerte’nin Zarzuna tarafında kalan şehir terminalinden başkent Tunus’a iki farklı yolla ulaşmanız mümkün. Birincisi tarifeli hareket eden büyük ve eski otobüsler bir de dolmuş mantığında sürekli olarak hareket halinde olan minibüsler… Otobüsler oldukça eski ve kırık dökük ve çok seyrek aralıklarla hareket ettiği için biz 5 gün boyunca hemen her yere minibüs ile gitmeyi tercih ettik. Minibüsler ise oldukça hızlı ve bence yeterince konforlu. Toplamda 7 yolcu alabilen bu minibüsler doldukça beklemiyor ve hemen hareket ediyor. Sadece 4 dinar gibi bir ücrete 1 saate yakın süren Tunus yolculuğunuzu yapabiliyorsunuz. Tunus’un metro ağına da bağlı bulunan ana terminaline giden minibüslerden indikten sonra 4-5 dakikalık bir yürüyüşle metro ağına ulaşıyorsunuz. Metro’ya iki kişi 1 dinardan daha ucuz kişi başı yaklaşık 30 kuruşa binebiliyorsunuz. Yani 1 dinar ile yaklaşık 3 defa metroya binebilirsiniz. Metro bileti küçük ve mühürlenmiş kağıtlar şeklinde. Satın aldıktan sonra yanınızda bulundurmanız gerekiyor. Yolda kimse sormuyor ama eğer kontrol olursa gösteriyorsunuz. Metrolar genelde kalabalık olabiliyor. Arkadaşlarım hırsızlara karşı çok uyardılar ama ben Tunus seyahatim boyunca hiçbir risk veya sıkıntı hissetmedim.

Tunus insanı oldukça pozitif, güler yüzlü, hayat dolu ve sevecen… Ülkede genel bir iyimserlik ve eğlence havası hakim. Açıkçası ağır bir manevi iklim taşıyan ülkemizden sonra Tunus gibi huzurlu bir yere gitmek bana çok iyi geldi.

dscn1870

Tunus tam bir başkent olduğunu hissettiriyor. Büyük bir şehir ve elbette Bizerte’ye kıyasla kalabalık. Fakat kalabalık deyince İstanbul’u bilenler sakın yanlış düşünmesin. Zaten Tunus’un toplam nüfusu 11-12 milyon kadar. Başkent Tunus’un ise nüfusu 1 milyonun üzerinde değil. Tunus şehrinin merkezinde Fransız usulü büyük ve görkemli binalar dikkat çekiyor. Habib Burgiba caddesi denilen ve hayatın merkezinin aktığı caddede oldukça görkemli bir de katedral yani St. Vincent de Paul Katedrali dikkat çekiyor. Bu caddenin bir ucunda ise şehrin sembolü olan saat kulesi yer alıyor. Tunus’ta ister 10 haneli olsun ister 1 milyon nüfuslu olsun bütün yerleşim merkezlerinde istisnasız bir saat kulesi bulunuyor.

Büyük sosyal bilimci İbn Haldun ve Tunus’un kurucusu Habib Burgiba’nın heykellerinin de bulunduğu bu caddede lüks kafeler ve kitap evleri de yer alıyor. Öte yandan Afrika kıtasının en büyük oteli olduğu söylenen The Africa Hotel de burada bulunuyor. Cadde üzerinde tıpkı bizim İstiklal caddesi gibi canlı müzik yapan Tunuslu müzisyenlere de rastlayabiliyorsunuz. Tunus şehrinin en kozmopolit bu caddesi en az bu cadde kadar görkemli ve eski binaları barındıran başka başka caddelerle de kesişiyor. Burgiba caddesi üzerinde 2010’da Arap baharının başladığı ilk günlerden kalma sıkı güvenlik önlemlerini de görebiliyorsunuz..

dscn1906

Tunus, sonradan kışa dönen Arap Baharı’nın başladığı ama bütün Arap coğrafyasının aksine kansız bir geçişin yaşandığı ülke biliyorsunuz… Kısaca hatırlatmak gerekirse 17 Aralık 2010 tarihinde Tunuslu işsiz genç Muhammed Buazizi hükümeti protesto etmek için kendini ateşe verdi. Bu ateş bütün Arap coğrafyasını kapladı. Suriye ve Libya hala yanmaya devam ediyor fakat Tunus ucuz atlattı. Ülkedeki diktatör Zeynel Abidin Bin Ali Tunus’u terk etti. Şu anda Tunus başarılı ve nisbeten kansız (250 kadar kişi öldü) bir devrim yapmış olmanın huzurunu ve gururunu yaşıyor.

Başkent Tunus dediğimiz gibi turistler için oldukça güzel bir menba… Tunus’un çarşısı tam bir cümbüş yeri gibi.. Tunus’a ait bütün otantik özellikleri bu eski çarşıda hissedebiliyorsunuz.. Arapça adıyla Souk dediğimiz ve eski şehirde yani Old Medina’da bulunan bu çarşıda özellikle yöresel kadın ve erkek kıyafetleri dikkat çekici.. Baharatlar güzel kokulu sabunlar ve yağlar da oldukça hoş. Özellikle bu coğrafyada yaygın olan Argan yağı ve Tunus’un hoş mimarisini sergileyen minik biblolar göz dolduruyor. Souk içinde saatlerce yürüseniz de sıkılacak gibi olmazsınız… Gezerken yorulursanız nargile ve çay, kahve içebileceğiniz kafelerde dinlenebilirsiniz acıkırsanız da kuskus veya balık yiyebileceğini lokantalarda karnınızı doyurabilirsiniz.

dscn1934

Souk içinde Al Zaytuna camisi de oldukça görkemli mimarisi ve geniş avlusuyla yorgunluğunuzu alıyor…

Daha önce Fas’ta da kuskus yemiştim. Tunus’ta yediğim kuskus da aşağı yukarı aynıydı. Kuskus benim damak tadıma çok uyan bir yemek.. İstediğiniz gibi şekillendirebilirsiniz. Kırmızı etle de tavuk etiyle de hatta çok zorlarsanız balık etiyle bile yapılabiliyor. İçine havuçtan patatese, kabaktan patlıcana kadar istediğiniz sebzeyi koyabiliyorsunuz.. Tunus’ta çok acıkıp kocaman bir porsiyon kuskus yemenizi mutlaka tavsiye ediyorum.

Tunus şehrinden metro ve banliyö ağıyla gidebileceğini çok sayıda harika gezi destinasyonu yer alıyor.

Ertesi gün yine aynı yolları takip ederek Tunus şehrinden yarım saat mesafede bulunan Sidi Bou Said ve Kartaca’ya gittim.

Tunus merkezinde 3 numaralı metro ile banliyö trenine oradan da Sidi Bou Said yönüne giden trene atlıyorsunuz… Trenin iki önemli durağı var… Biri Sidi Bou Said diğeri ise Carthage Hannibal durakları…

Biz önce Sidi Bou Said’e gittik… Sidi Bou Said, mavi-beyaz mimarisiyle, süslü kapı ve pencereleriyle ünlü müthiş bir kıyı kasabası.. Güzel bir ormanı ve marinası da bulunuyor… Beyaz ve Tunus’a özgü mavi rengin büyüleyici bir birleşimi burada sizi karşılıyor. Harika işlemeli kapı ve pencereler insana huzur veriyor. Sidi Bou Said sokaklarında elinde şahin kuşları olan turist avcıları bu şahinleri omzunuza koyup size para ödetmek isteyebiliyor.. Onları ustaca atlatırsanız şekerli hamur kızartması yiyerek şehre giriş yapabilirsiniz… Seyyar gezen satıcılardan patlamış mısır alıp Sidi Bou Said manzarası izlemek veya şehre tepeden bakan kafelerde oturup müthiş manzarayı seyre dalmak mümkün… Tabii ki mavi ve bayazın ahengiyle göz kamaştıran kapı ve pencereler ile bol bol fotoğraf çektirmeyi ihmal etmeyin..

dscn1978

Sidi Bou Said’den birkaç durak geriye giderseniz Carthage Hannibal durağına ulaşırsınız. 3-4 farklı Carthage durağı bulunuyor. Bunlardan biri mesela Carthage Amilkar… Ama asıl tarihi eserlerin bulunduğu Hannibal durağı oluyor… Burada inip yürüyerek veya taksiyle 7-8 farklı tarihi sit alanını tek bir biletle ziyaret etmeniz mümkün. 10 dinara alacağınız bir bilet ile sırayla Kartaca’nın bütün tarihi noktalarını, Saint Louis Katedralini, antik şehri, amfi tiyatroyu ve Kartaca hamamlarını görebilirsiniz…

Sidi Bou Said ve Kartaca tek bir gün değil de her birine bir gün ayrılması gereken iki güzel destinasyon diye düşünüyorum..

Tunus seyahatimin üçüncü gününü yine güzel Bizerte şehrine ayırıyorum… Bizerte’deki İspanyol kalesini, limanını, çarşısını ve köşe bucak her yerini adımlıyorum… Bugün burada Lablabi adı verilen ve ekmek arası ton balığı, humus ve biberden oluşan lezzetli atıştırmalığını da tadıyorum. Bir de balık pazarından “varka” balığı alıp Bizerte koyundaki pişirici restoranlarında pişirip yiyoruz. Burada usul balığı pazardan alıp sadece pişirim, salata ve patates kızartması servis eden restoranlarda yemek. Hijyen oranının genel itibariyle düşük olduğu Tunus restoranları yerine sokak yemeklerini tercih etmenin keyfini yaşıyorum.. Her zaman sokakta satılan yiyecekler daha çok hoşuma gitmiştir…

dscn2015

Tunus’ta taksi, dolmuş ücretleri oldukça uygun sayılır… Ev kiraları ise sözgelimi Bizerte gibi bir şehirde 500-600 lira civarında… Bizerte’de bir üniversite bulunuyor. Bu yüzden öğrenci nüfusu da var… Ama asıl öğrenci merkezi tabiî ki Tunus şehri…

Afrika’nın genelinden Tunus’a gelip öğrenip gelen çok sayıda siyahi öğrenci bulunuyor.

Afrika kıtasının bu en kuzey ucundaki ülkede Arapça’nın Fransızca ile iç içe geçmiş bir lehçesi konuşuluyor. İyi derece Arapça bilmeme rağmen daha önce Fas’ta da biraz zorluk yaşamıştım ama buna rağmen Tunus’ta çok kısa sürede yerel lehçeyi çözebildim.

Tunus’ta okula giden sıradan bir öğrenci çok iyi derecede Arapça, Fransızca ve İngilizce, hatta bir çoğu ek olarak Almanca ve İspanyolca öğreniyor. Dil bilme ve bu dili yetkin şekilde kullanma oranları Türkiye ile kıyaslayınca bir hayli yüksek Tunus’ta…

Tunus’ta genel olarak laik ve seküler bir hava hakim. Bunda ülkenin kurucusu olan ve 30 yıl yöneten Habib Burgiba’nın etkisi var… Burgiba Tunus’un Atatürk’ü desek herhalde abartmış olmayız. Arap Baharı burada başlamasına rağmen kansız şekilde sonlanması da biraz bu etkiden kaynaklanıyor olsa gerek…

Sorbonne mezunu olan Burgiba, Tunus’un medenileşmesinde çok önemli başarılar elde etmişti…

Bu sebeple Tunus’ta diğer Arap ülkelerine göre kadınların eğitim ve istihdam yönünden büyük avantajları mevcut. Kadınların çoğu eğitim görüyor, çalışıyor ve sosyal hayatta aktif bir şekilde yer alıyor.

Ülkede kadınlar ekseriyetle batı tipi kıyafetler tercih ediyor. Yani tesettürlü de olsa Tunus’un yerel kıyafetlerinden ziyade Türk tipi tesettür kullanıyorlar. Normalde Tunus kadını üzerine tek parçadan oluşan ve beyaz bir çarşaf giyer. Elbette çok yaşlı birkaç kadın haricinde bu kıyafeti hiç görmedim. Taşrada bile yoktu… Erkekler de başlarına Tunus’a özgü kırmızı fesi (şeşiya) nadiren takıyorlar. Yine yaşlı insanlarda vardı. Bir de erkeklerin Bornoz dedikleri süslü kıyafetleri de sadece eski bir kültür unsuru olarak hayatiyetini sürdürüyor..

dscn2029

Tunus’ta çok güzel bir müzik kültürü bulunuyor… Tunus caddelerinde sokak müzisyenlerinden Afrika tınılarını barındıran bu güzel müzik örneklerini dinleyebilirsiniz…

Tunus’taki son günümde Bizerte şehrine yakın mesafede bulunan bir Osmanlı kışlasını ziyaret ettim. Gar el Milh denilen şehirdeki kışla, ülkede çok hissedilmeyen Osmanlı hatırasını bir nebze hatırlatıyor… Bir de Tunus şehir merkezinde Souk’un içinde de bir Osmanlı askeri kışlasını ziyaret etmiştim.

Tunus’u benim için özel kılan şeylerden birinden hiç bahsetmedim… Benim bağımsız sinema hayranlığımı bilen bilir. Bağımsız sinemanın en önemli temsilcilerinden Tunuslu yönetmen Nacer Khemir’i de yine ilgilileri bilir…

En sevdiğim filmler listesi yapacak olsam ilk 10 sırada mutlaka bulunacak bir yönetmendir Khemir… Nacer Khemir’in çöl üçlemesi ve özellikle de Babaziz filmi benim için ayrı bir önem taşır… Bu üçleme “Çöl Gezginleri”, “Güvercinin Kaybolan Gerdanlığı” ve “Babaziz” filmlerinden oluşuyor… Tunus’un farklı mekanlarında çekilen bu müthiş filmler Tunus gezisi boyunca zihnimin arka planında hep yer aldı durdu… Gördüğüm her mekan ve insanda hep bu filmdeki sahneleri ve iklimi hatırladım…

Yazımı burada sonlandırırken size hem Tunus’u gezmenizi hem de Nacer Khemir’i keşfetmenizi tavsiye ediyorum…

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar