HAKİKAT
Taş dahi hakikate kulak yetirir
İstemeyen bin dereden bin su getirir
Gün gibi ortadayken güneş yadsınmaz
Güneş gibi hakikat balçıkla sıvanmaz
Yaşanmaz muammayla bihaber sonundan
Ruh dahi hissetse kaçar gider canından
Sen gibi, mevcudatı oldu bitti zanneden
Sonunuz yokluk olur, sizi budur kahreden
Yapışır sonunda canı gibi dünyaya
Sonunda verir canını, kaçsa da aya
Zerre dahi senin hizmetinde döner
Eğer bilen o ise, istese şimdi söner
Tabiat seraskerdir, değilse elin altında
Ne korur kendini, ne zarar verir sana
Akıl erdiremeyen hemen inkara başvurur
Sonra geç olur, başını taşa vurur
Ya her zerre kimyager, kozmonot, kumandan
Ya da hepsine hükmeder tek ve eşsiz Yaradan
Her şeyin başı vardır amma ki mahluk ola
Yaradan’a baş, son olmaz; ola ki inkâr ola
Burası dar-ı imtihandır böyledir ferman
Gel fermana uy sen, olmayasın pişman