Yavru Vatan Yahut Bağımsız Kıbrıs
Biz Türkiye’den bakınca “yavru vatan” deriz ona. Oraya gidince sahiden de vatanımız olduğunu hissederiz. Ama farklıdır yine de, bize ait olan yönleri bir yana kendine has bir yapısı vardır onun.
Kıbrıs’tan bahsediyoruz. Kıbrıs derken onun da Kuzey kesiminden, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden, yani KKTC’den.
İstanbul üşürken Kıbrıs’ta günlük güneşlik bir hava vardı. Baharın başlangıcını yaşadığımız günlerde Kıbrıs’a da her yerde olduğu gibi bahar daha da erken gelmişti.
İstanbul’dan Lefkoşa’daki Ercan Havalimanı’na 1saat 15 dakikalık bir uçuşla varıyorsunuz. Ercan, Lefkoşa’ya 20 dakika mesafede KKTC’nin en büyük havalimanı. Lefkoşa da KKTC’nin başkenti. Lefkoşa’yı anlatmadan önce Kıbrıs’a genel bir bakış gönderelim istiyorum.
KKTC biliyorsunuz Kıbrıs adasının kuzey kesiminde yer alan Türk Cumhuriyeti. Bunu Türkiye’de bilmeyen yoktur. Bugün durum böyle ama gelin biz tarihte daha gerilere gidelim. Adanın ilk sakinlerinin Anadolu, Suriye ve Filistin’den MÖ 7000-6500 yılları arasında göç ettikleri sanılıyor. Göçün sebebinin ise doğal afetler ve düşman saldırıları olduğu tahmin ediliyor. Yani ta o devirlerden beridir Kıbrıs bir tenezzüh yeri, bir sığınak ve barış dolu bir korunak olarak görülüyormuş. Biz de İstanbul’un dağdağasından Kıbrıs’ın tenhalığı ve dinginliğine gittiğimizde adanın bu özelliğini müşahade etmiş olduk. Her ne kadar zaman zaman suları ısınsa da Kıbrıs’ın bir barış adası olması gerektiğine kanaat getirdik.
Kıbrıs Doğu Akdeniz’in en önemli adası. Adını zengin bakır kaynaklarından aldığı sanılıyor. Aynı zamanda konumu ve doğal zenginlikleri sayesinde de Kıbrıs önemli bir ticaret merkeziymiş. Tam da bu sebeple tarih boyunca pek çok uygarlık onu ele geçirmek için çetin savaşlar vermiş. Sırasıyla Mısırlılar, Asurlular, Fenikeliler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Lüzinyanlar, Venedikliler ve Osmanlılar adada hüküm sürmüşler. Her dönemde insanların huzur içinde yaşadıkları ada ise günümüzde olduğu gibi zaman zaman gerginliklere sahne olmuş ne yazık ki. Biz insanlar güzellikleri paylaşmak yerine, onun tek sahibi olmak dürtüsüyle hareket ettiğimizden midir nedir, her yeri kana bulamakta üstümüze yok.
Bugün Kıbrıs adasında iki ülke bulunuyor. Her ne kadar Rum kesimi kabul etmese de ülkede Bir Rum bir de Türk yönetimi var. Ada aynı zamanda Avrupa Birliği üyesi. Ancak bu durum da tartışmalı. Rumlar Türk tarafını Kıbrıs Cumhuriyeti’ni işgal edenler olarak tanımlarken, KKTC tarafı ise kendilerinin bağımsız bir devlet olduklarını söylüyor ancak onlar da resmen tanınmamaktan şikayetçi. Ada Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB üyesi olunca durum daha da karmaşıklaştı haliyle. İkiye bölünmüş tek ülke olarak mı Birliğe girdi yoksa sadece Rum tarafı olarak mı katıldı belli değil ne yazık ki. Bir süre daha da belli olacak gibi görünmüyor.
4 Bayraklı Ada
Kıbrıs sorununun tarihi sürecine ya da bugünkü siyasi duruma fazla girme ihtiyacı hissetmiyorum. Zaten bunlar fazlaca yazılıyor gazetelerde. Daha çok müşahade ettiğimiz ilginçliklerden söz etmek istiyor ve bu ülkeyi biraz da bilmediğimiz yönleriyle, tarihi ve doğal güzellikleriyle, insanlarıyla ve yerel problemleriyle tanımalıyız diye düşünüyorum.
Hiç Kıbrıs’a gitmeden, orada yaşayan halkın düşünce ve duygularını bilmeden, bunları paylaşmadan yani Kıbrıs’ı tanımadan Kıbrıs davası güdenlerin de bu yazıdan istifade etmelerini istiyorum.
Bugünkü KKTC 15 Kasım 1983’te kurulmuş ve başkenti Lefkoşa olarak belirlenmiş. Aynı şekilde Rum kesiminin de başkenti Lefkoşa ya da diğer adıyla Nicosia. Bu bakımdan Lefkoşa’nın çok ilginç bir kaderi var. Çünkü bu şehir tıpkı Berlin gibi ortadan ikiye bölünmüştür. Ve tıpkı adanın genelinde olduğu gibi bu şehirde de çok bayraklı bir görünüm var. Yani Lefkoşa şehrinde 4 ülkenin bayraklarını görmeniz mümkün. Türkiye’nin, KKTC’nin, Yunanistan’ın ve de Kıbrıs Rum Yönetiminin.
Türkiye ve Yunanistan bu ülkelerin bayraklarını kendi bayraklarının gölgesi altında tutmaya devam ediyorlar. Bir de bunlara İngiliz etkisi eklenince ülke karmakarışık bir hale geliyor haliyle.
Evet her yerde ağır bir İngiliz etkisi görünüyor. Adayı karıştıranlar İngilizler olduğu için ve hâlâ İngilizlere ait bölgeler bulunduğundan buradan el çekmişe benzemiyorlar.
Bunun yanında ABD ile BM’nin de eli bulunuyor bu adada. Bir adada neden bu kadar el olur diye soracak olursanız, Kıbrıs’ın stratejik önemi diye cevaplanabilir heralde.
Kıbrıs’ta geçirdiğimiz bir haftada zaman zaman beraber seyahat ettiğimiz Amerikalı, KKTC’de İngilizce tabirlerin çokluğuna dikkatimi çekmiş ve şaşkınlığını dile getirmişti. Zaten ada sakinlerinin çoğunluğu da İngilizce’yi çok iyi biliyor. Son olarak da Kıbrıs’ta tıpkı İngiltere’de olduğu gibi trafik soldan akıyor.
Trafikten söz açılmışken, Kıbrıs’a ilk defa gidenler için alışması güç olan şeylerden biri de trafiğin sağ yerine soldan akması. Bunun sebebi de İngiliz etkisi işte.
Evet Kıbrıs’a dört bayraklı ada diyebiliriz ama ada üzerinde at koşturanlar dörtten fazla ne yazık ki.