Umut Yavuz

Umut Dünyası

Şam’a gelen bir daha gelirmiş!

Ağustos7

Şam ortadoğu’da dımaşktır,

Giden bir daha gider…

Çünkü o

Çölde yaşanan bir aşktır…

Suriyelilerin büyük çoğunluğu Şam’a “Dımaşk” diyorlar. İngilizcesi de “Damascus” zaten. Şam’a ilk kez giden birisi bu farklılığı görünce şaşırıyor. Ama zamanla alışıyorsunuz.
Şam tam bir medeniyet beşiği. Özellikle İslam tarihi açısından çok önemli bir mahiyeti haiz. Zira bir dönem İslam kültür ve medeniyetinin kalbinin attığı yerlerden biri burası. Bunun yanında Osmanlı öncesi, İslam öncesi, hatta tarih öncesi devirlere ait de bir çok eser bulunuyor. Bunun en büyük ispatı meşhur Emeviye camisinin yanı başında bulunan Zeus tapınağıdır. Hamidiye çarşısının Emeviye Camisi’ne çıkan kısmının hemen sonunda yer alıyor. Sütünları oldukça sağlam bir kalıntı bu. Emeviye Camisi ise her zaman kalabalık ve ihtişamlı. Emeviye’de namaz kılıp Hz. Bediüzzaman’ın Hutbe-i Şamiye’yi okuduğu minber önünde bekliyoruz. Sanki o sırada hutbeyi dinliyor hissine kapılıyoruz. Bizimle beraber olan Dr. Murat Mevlevi Bediüzzaman’ın ne kadar büyük bir alim olduğunu ve bu camide okuduğu hutbeyi İslam dünyasının çok iyi anlaması gerektiğini vurguluyor. Dr. Mevlevi Hintçe, Farsça, Arapça, İngilizce dillerine hakim, İslam kültür ve tarihini çok iyi bilen deha kıvamında bir alim. Türkiye’ye gelip Türkçe öğrenmek istediğini söylüyor. Kendisi Türk asıllı bir Mevlevi ailesinin torunu. Türkiye’de akrabaları da var.
Laf arasında söz dönüp dolaşıp Hutbe-i Şamiye’nin Mart ayında okutulmaması hadisesine geliyor. Gerek Dr. Murat Mevlevi’den gerekse daha kesin bir resmi kaynaktan o gün burada Hutbe-i Şamiye’nin okutulmasını Türk Hükümetinin engellediğini öğreniyor ve üzülüyoruz. Denilene göre Türkiye Cumhuriyeti Suriye makamlarına hutbenin okunmasından bir gün önce telefon açıp bu girişimin engellenmesini rica etmiş ve bu sebeple böylesine masum bir girişim akim kalmış.
Şam tam bir metropol. Gerçekten büyük bir şehir. Şamlılar, “Şam’a gelen, suyunu içen mutlaka bir daha gelmek ister” diyorlar. Yani bizim İstanbul için söylediklerimizi söylüyorlar. Heralde her ülkede böyle bir şehir var, diye düşünüyorum.
Emeviye Camisi tam 7000 metre karelik bir alanı kaplayan büyük bir kompleks. Burada Hz Yahya’nın (as) kabri ile Hz. Hüseyin’in Kerbela’da kesilen mübarek başları bulunuyor. Ayrıca bunun yanında büyük hükümdar Selahaddin Eyyubi’nin türbesi, Hz. Hüseyin’in kızı Seyide Rukiye Cami ve türbesi ile ilk Türk hava şehitlerini barındıran Türk Şehitliği de burada yer alıyor. Hemen yakınında ise Sultan Baybars ile Nureddin Zengi’nin türbeleri bulunuyor. Camiye yakın olan surların önündeki meydanda da Selahaddin Eyyubi’nin şaha kalkmış bir at ile arkasında Haçlıları sürüklerken temsil edildiği heykeli var.
Şam Mevlevihanesi Hicaz Tren İstasyonu’nun tam karşısında yer alıyor. İstasyon şu anda restore ediliyor. Bilindiği gibi Hicaz Demiryolu Projesi’nin büyük sultan 2. Abdülhamid geliştirmişti. Proje 1 Eylül 1900 yılında başladı. Bu projeyle İstanbul ile mübarek Mekke ve Medine şehirleri birleşecek, ulaşım 120 saatte tamamlanacaktı. Bunun bir ayağı da Şam üzerindendi. Bu proje Osmanlı için büyük bir stratejik önem taşıyordu. Dahi padişah 2. Abdülhamid, Osmanlı’nın son zamanlarında Orta Doğu’da çok önemli eserler bırakmış. Nitekim gezdiğimiz bütün ülkelerde hep Abdülhamid’in eserleri ile karşılaştık.
Şam’daki bir diğer önemli yapı da Süleymaniye Külliyesi’dir. 1554 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan bu külliyede son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdeddin’in mezarı bulunmaktadır. Bu açıdan muhakkak ziyaret edilmelidir.
Şam’da daha sonra ziyaret ettiğimiz önemli bir mekan da Hz. Bilal-ı Habeşi’nin mezarı oldu. Öğrendiğimiz kadarıyla Şam’da 3 ayrı yerde bulunan ve Hz. Bilal’in mezarı olduğu söylenen mekanlardan gerçek olanı bu idi. Şam’ın Kasyon dağına yakın kısmında, İslam Cemaati Vakfı’nın bahçesinde yer alıyor.
Kasyon dağının eteğinde ise bir başka İslam aliminin Muhyiddin-i Arabi’nin mezarını ziyaret edebilirsiniz. Şam’da İbni Teymiyye’nin ve oğlunun da mezarı bulunuyor ancak içler acısı bir halde. Şam üniversitesinin bahçesinde İbni Kayyım-ı Cevzi ile birlikte çöplerin arasına terk edilmiş bir vaziyette yatıyorlar. Üniversiteye fotoğraf makinemizi sokamadığımız için burayı görüntüleyemeden sadece Fatiha okuyup oradan ayrılıyoruz.
Şam gerçekten de bizi kendine bağlıyor. Ona gelen bir daha döner mi diye düşünüyoruz içimizden. Acaba bir daha görüşür müyüz diye düşünerek, Şam’dan çıkıyoruz.

posted under Seyahatlerim

Email will not be published

Website example

Your Comment: