Demokrasi kahvehanesi
Demokrasi Kahvehanesi
17. yüzyılda inşa edilmiş olan Kumarcılar Hanı’nın (Osmanlı yapısı olan bu Han’ın neden bu ismi aldığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Çünkü ne yazıkki Kıbrıs aynı zamanda bir Kumar merkezi olarak da biliniyor) hemen bir sokak ilerisinde ilginç bir kahvehane bulunuyor: Demokrasi Kahvehanesi.
Demokrasi Kahvehanesi öz Kıbrıslı Türklerin gerçek fotoğrafını yansıtması açısından ilginç bir mekân. Burada Mehmet Kadiri adlı vatandaşla konuşuyoruz ilk olarak. Demokrasi Kahvehanesi adından da anlaşılacağı üzere sıradan bir kahvehane değil. Burada toplanan insanlar her türden siyasî meseleyi özgürce konuşabiliyormuş. Kadiri’nin söylediği şu: Biz parti yahut görüş ayrımı yapmadan insanların gelip burada Kıbrıs’ın her türlü problemini konuşmasını istiyoruz. Bu sebeple kahvehaneye bu ismi verdik.”
Kahvehane’nin duvarları her türlü siyasi söylemle dolu. Kıbrıs’ın bağımsızlığını savunandan tutun da, Rumlarla birlikteliğe kadar farklı siyasi görüşlerde insanlar buraya gelip tartışıyorlarmış. En önemli şey ise genelde öz Kıbrıslıların burada bulunması.Bu açıdan burada Kıbrıslıların şikayetlerini ve görüşlerini öğrenme fırsatı buluyoruz.
Buradaki Kıbrıslı vatandaşların en büyük şikayetleri Türkiye’nin doğu ve güneyinden gelen göçlerin Kıbrıs’ın kültür yapısını bozması. “Daha önce burada hiçbir asayiş olayı yaşanmazdı, göçlerden sonra akşamları sokağa rahat çıkamaz olduk” diyor kahvehanedeki bir başka Mehmet bey.
Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundan gelen, eğitim ve gelir düzeyi düşün TC vatandaşları Kıbrıs’ı kendilerine yeni bir ekmek kapısı olarak görüyorlar haliyle. Ancak buraya gelirken buranın Türkiye’den daha farklı bir kültür yapısına sahip olduğunu göz ardı ederek geliyor ve bir bakıma kendileri dönüşmek yerine, Kıbrıs’ı dönüştürmeyi tercih ediyorlar. İşte öz Kıbrıslı vatandaşların şikayetleri de bu noktada düğümleniyor. Biraz da eğitim seviyesinin düşüklüğünden olsa gerek asayiş olaylarına da en fazla Türkiye’den buraya gelen insanların karışması, adalıları bir hayli rahatsız etmişe benziyor.
Adalıların bir başka şikayeti ise Türkiye’nin gölgesinde olmaktan bıkmaları. Kendilerinin bağımsız bir devlet gibi değil de Türkiye’nin bir vilayeti gibi görülmesinden epey rahatsız olduklarını dile getiriyorlar. Başbakanlık binalarının hemen karşısında bulunan Türkiye Büyükelçiliğini de Türkiye’nin gölgesi altında kalmalarına delil olarak gösteriyorlar. Mehmet Bey şunları söylüyor: “Biz Türk askerinin bizi korumasından şikayetçi değiliz bilakis bundan memnun olabiliriz. Ancak asıl şikayetimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iç işlerimize müdahale etmesi”.
Burada Kıbrıslı vatandaşlarda “asker sadece sınırlarımızı beklesin” tarzında bir görüşün hakim olduğunu görüyoruz. Bu ilk bakışta biraz bencilce geliyor, hatta daha ileri tabirle nankörlük diye nitelendirebilecekler bile çıkabilir. Ancak gelin dilerseniz onları dinlemeye devam edelim. Örneğin Mehmet Bey diyor ki: “Bizim hükümetlerimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kukla hükümeti gibi. Biz kendimizi yönetenleri kendimiz seçemiyoruz.”
Sonra da soruyor Mehmet Bey? “Bunun neresi bağımsızlık?
İşte Demokrasi Kahvehanesi’nden yükselen aykırı sesler bu şekilde. Oradan ayrılırken kahvehanedekiler “Bunları yazacaksanız doğru yazın. Türkiye’den gelen hiç bir gazeteci bizim dediklerimizi yazmıyor. Bari siz doğru yazın” diye de tembihlediler. Ben de onların dediklerini noktasına, virgülüne dokunmadan yazdım.