SEYAHATLER

ROMANYA SEYAHATİ

9 Kas , 2014  

BÜKREŞ

Rusçuk’ta bir gece geçirdikten sonra, Bulgaristan’ın kuzeyinden Romanya’ya giriş yapıyoruz. Romanya yemyeşil bir ülke. Sınırı geçer geçmez tarım ekonomisinin de çok yaygın olduğunu anlıyorsunuz. Yol kenarlarında Romen vatandaşların kendi ürettikleri sebze ve meyveleri size satmaya çalıştıklarına şahit oluyorsunuz. Çingene nüfusun çok yaygın olduğu Romanya’da, bu vatandaşlar genelde tarımla uğraşıyorlar ve evlerini çok süslü mimarî ile inşa ettiriyorlar. Romanya da 2007 itibariyle Avrupa Birliği’ne girdiği için, hummalı çalışmalar göze çarpıyor. Hemen hemen Romanya’nın dört bir tarafında yol çalışmaları var. Ülke adeta bir şantiyeye dönmüş durumda.

Nihayet Bükreş’e vardığımızda, koskocaman bir şehirle karşılaşıyoruz. Çünkü bu şehirde her şey devâsâ ölçekte. Caddeler bir uçağın rahatlıkla inebileceği boyutlarda. Binalar da en az yollar kadar büyük ve süslü inşa edilmiş. Şehirde yeşil alanlar da en az mamur bölgeler kadar çoğunlukta. Kalabalık bir metropol olduğu her halinden belli olan şehirde, bizi bir Türk işadamı karşılıyor. Bir Türk şirketin Romanya distribütörü olan Ali Bey, Romanya sınırları içinde ev sahipliğimizi üstlendi. Ali bey, tam bir Türk girişimci. Çok küçük bir sermaye ile sadece bir şirketin mallarını burada pazarlamak üzere geldiği Romanya’da, bugün kendi fabrikasını kurmuş ve kendi ürettiği malları yaygın dağıtım ağıyla Romanyalılara pazarlayan başarılı bir işadamı konumuna yükselmiş. Akıcı ve düzgün konuştuğu Romencesiyle de piyasada tanımadığı kimse olmadığını söylüyor. Bize fabrikasını gezdiren Ali bey, aynı zamanda Bükreş’i bize gezdirmek üzere yanımıza bir de rehber veriyor. Ali bey, Romanya’da yüzlerce Türk girişimcinin zamanında büyük yatırımlar yaptığını anlatıyor.

313519_10150376725902620_1627369016_n

Romenler, Bükreş’e Bucureşti derler. Uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalan Bükreş, daha sonra komünist dönem yaşamış. Bunun etkisi şehir üzerinde rahatlıkla hissediliyor. Geniş caddeler, büyük binalar ve raylı ulaşım hatları komünist dönemin birer hediyesi buraya. Zaten Balkanların genelinde aynı manzara ile karşılaşmak mümkün. Çavuşesku yönetimi döneminde üçte biri yerle bir edilip, açılan boşluğa Sovyet tarzı abartılı geniş caddeli, donuk gri yüksek binalı semtlerin ve tabiî bir de o meşhur Çavuşesku Sarayı’nın kondurulduğu şehir Bükreş. Geçmişte barok ve neoklasik tarzdaki binaları, küçük meydanlara açılan dar Arnavut kaldırım kaplı sokaklarıyla pek hoş bir şehirmiş.

Çavuşesku Sarayı, Pentagon’dan sonra, dünyanın en büyük ikinci binası. Hakikaten de yanına gittiğinizde başınız dönüyor. Bina 350.000 m2’lik bir alan üzerinde yükseliyor. Öyle ki çok uzak bir mesafeden bile fotoğraf makinesinin karesine bir seferde sığdırmakta zorlandım.

393215_10150376727457620_514501594_n

Çavuşesku Sarayı

Bükreş, gündüz olduğu kadar, geceleri de canlı bir şehir. Bükreş’in nüfusu 2,3 milyon civarında ve Avrupa Birliği’nin yeni gözdesi olma yolunda hızla ilerliyor. Bükreş, Romanya Ovasının ortasında, Tuna Irmağının bir kolu olan Dimbovita’nın kıyısında kurulmuş. Çok eski yerleşim yeri olduğunu gösteren arkeolojik kalıntılar olmakla beraber Bükreş adına ilk defa 1459’dan kalma yazılı belgelerde rastlanmıştır. 1448-1476 arasında üç dönem tahta çıkan III. Vlad Tepeş (Kazıklı Voyvoda), Eflak Devletini ve özellikle o dönemde başkent olan Tirgovişte’yi Osmanlılara karşı korumak için Bükreş Kalesi’ni yaptırdı. Ardından birçok başka yer de tahkim edilmişti. Bilhassa eline geçirdiği Müslümanları kazığa vurarak azap içinde öldürmesi sebebiyle Türkler Vlad Tepeş’e Kazıklı Voyvoda derlerdi. Fatih Sultan Mehmet Vlad’ın bu katliamları üzerine 1462’de Eflak üzerine büyük bir sefer düzenledi. Bir ay süren hareket neticesinde Eflak, Osmanlıların mümtaz bir eyaleti hâline geldi. Böylece Osmanlı idâresine giren Bükreş, hızla gelişerek Eflak’ın başlıca ekonomi merkezi oldu. 1659’da başkent yapıldı. Kürkçüler sokağı ve Eyerciler sokağı gibi bâzı sokak isimleri şehirde loncaların kurulduğunu göstermektedir. 18. yüzyıldan başlayarak Bükreş’e mahallî prensler yerine İstanbul’daki Fenerli Rumlardan seçilen yöneticiler yollandı. 1821’de Tudor Vladimirescu önderliğinde başlayan ayaklanma sonucunda, Fener yönetimine son verildi. 1859’daki ayaklanmadan sonra da Eflak ve Boğdan birleşti ve 1862’de de Bükreş Romanya’nın başkenti ilan edildi. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Romanya tamamen ayrıldı. Bükreş’teki en önemli yüksek öğretim kurumları Gheorge Gheorghui-Dej Politeknik Enstitüsü ve Bükreş Üniversitesi’dir. Ayrıca, çok sayıda araştırma merkezi ile bilim ve sanat dallarında öğrenim veren yüksek okullar vardır. Îmâlat sanayii olarak, başta makina aletleri ve tarım makinaları, elektrik ve otomotiv donanımı, otobüs ve troleybüs yapımı sayılabilir.

Karpatlar

Karpatlar

Bükreş, Orta çağa ait, neoklasik ve özgün tarihi yapıları, komünist dönemden kalma eserleri ve çağdaş binaları barındıran mimarisi, modern park ve bahçeleri, kilise ve heykelleri, müzeleri, anıtları ve muhteşem ulaşım ağıyla tarih kokan bir kenttir.

Piata Revolutiei (Devrim Meydanı), komünist lider Çavuşevsku’nun ölümünü ve komünizmin 1989’da yıkılışını temsil eden bir yerdir. Meydanda bulunan beyaz balkon, komünist liderin iktidarının sona ermesine ve ölümüne tanıklık etmiştir. Nicolae Çavuşevsku, bu balkonda konuştuktan sonra eşiyle bir helikoptere binip kaçmaya çalışmış ancak yakalanıp öldürülmüştür. O günlerde Merkezi Komite binası olan bu yer şu anda Romanya Senatosu’na ev sahipliği yapmaktadır.

320698_10150376778552620_2038306008_n

Catedrala Patriarhala (Patrik Katedrali), 17. yüzyıldan kalma Rumen Ortodoks Kilisesi’nin genel merkezidir. Bükreş’in koruyucu azizi, kilisenin sol köşesinde gömülüdür.

Unification (Birleşme) Bulvarı (daha önceki adıyla Sosyalist Zafer Bulvarı) üzerinde yükselen Centrul Civic (Civic Merkezi), çağdaş binalardan meydana gelen bir komplekstir. Bütün bu yapılar eski dönemdeki kamu binalarının modernleştirilmesiyle meydana gelmiştir.

Çok sayıda kulüp, bar, kafe ve restoranın yer aldığı Historic Center (Tarihi Merkez), kentin eğlence yeridir. Kentteki en eski kilise olan Biserica Curtea Veche, Historic Center yakınlarında bulunur. Kentte bulunan Muzeul Taranului Roman (Romanian Peasant Museum), Muzeul Satului (Village Museum), Muzeul National de Arta (National Art Museum) ve Zambaccian Müzesi kentin ve Romanya’nın zengin kültürünü yansıtan müzelerin başında gelir.

Bükreş’te kahve mekanları oldukça popülerdir. Türk kahvesinin yeri ayrıdır. Ayrıca, neskafe, esspresso, cafea cu lapte (sütlü kahve) ve marghiloman (Rumen kahvesi) kentteki diğer popüler kahve çeşitleridir.

Köstence

Köstence

KÖSTENCE

Bükreş’ten ayrılıp Moldova üzerinden Ukrayna’ya geçmek için yola çıkıyoruz. Önceki hedefimiz ise, Moldova yolu üzerinde bulunan Romanya’nın liman ve sahil şehri Constanta, yani Köstence. Köstence önemli Osmanlı şehirlerinden biri. Köstence’nin Mamaia adlı bir de turistik sahili var. Şehirde toplam 5 adet cami bulunuyor. Burada beş vakit ezan sesi duymak mümkün. Ezan sesini takip ederek müftülüğü buluyoruz. Müftü Murat Yusuf’la tanışıyoruz, Hünkâr Camiinin hemen üst katında. Şehirde tam merkezde ayrıca çok güzel bir Kral Camii var. Turistler buraya çok ilgi gösteriyorlar. Camiin minaresine çıkıp geniş bir Köstence manzarası izlemek mümkün. Köstence güzel bir sahil şehri ve tam anlamıyla bir tatil beldesi. Şehirde önemli bir Türk-Tatar azınlık, varlığını devam ettirmekte. Köstence Bükreş’ten sonra en büyük ikinci şehir olma özelliğini de hâlâ koruyor.

, , , , ,


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar