9

SEYAHATLER

KUZEY IRAK SEYAHATİ

11 Haz , 2014  

Orta Doğu seyahatimizde yolumuz bu sefer Irak’a düşecekti… Irak’ın kuzeyindeki Kerkük ve Erbil şehirlerindeyiz. Bizim oraya gidiş amacımız Kurban Bayramı’nı orada Müslüman kardeşlerimizle birlikte idrak etmekti ancak biz Irak’tayken Orta Doğu’nun kaderini değiştirecek bir olayın yaşanacağının bilincinde değildik. Evet… Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin Kurban Bayramı’nın birinci günü (Türkiye’de henüz arefe iken) asılarak idam edildiği sırada, biz de Irak’taydık. Bölgede insani yardım çalışmalarını takip etmek için bulunuyorduk. Savaş psikolojisinde bunalan bölge insanı bayram ile biraz moral bulacakken, beklenmedik bir şekilde infaz edilen idam ile bir kere daha sarsıldı. Böylece Irak halkına işgalciler bayramı bile fazla görerek zehir ettiler ne yazık ki. Kerkük’te karşıladık bayramı ve idamı. Bayram sıcaklığı ile biraz olsun ısınan bölge insanının yüreği, idam haberiyle yeniden buz kesilmişti. İdama üzülenler olduğu gibi, sevinenler de oldu şüphesiz. Tıpkı Bağdat düştüğünde sevinenler olduğu gibi…

9

Kerkük’te ağırlıklı olarak yaşayan Türkmen ve Kürtler idamdan memnun olmaları gerekirken, bayram sabahı gerçekleşen idamı genel olarak teessüfle karşıladılar. Kurban Bayramı’nın ilk kurbanı yerel saatle sabaha karşı 05.00’te idam edilen Saddam Hüseyin olmuştu.

SADDAM’DAN SONRA IRAK

Kimileri tarafından eski diktatör, kimileri tarafından ise şehit olarak anılacak olan Saddam Hüseyin’in Irak’a 23 yıla yakın hükmetmesinin, ülke insanına huzur ve barış getirdiğini söylemek inandırıcı olmayacaktır. Saddam döneminde İran ve Kuveyt ile iki büyük savaşa giren Irak, bunun etkisiyle Amerika Birleşik Devletleri ile 1991’de bir Körfez Savaşı yaşamış ve son olarak da bundan 3 sene önce, yine ABD önderliğindeki koalisyon güçleri tarafından işgal edilerek, bugün içinde bulunduğu duruma sürüklenmişti. Bu işgal, fiilî olarak Bağdat’ın düşmesi ve Saddam Hüseyin’in ele geçirilmesi ile Saddam dönemini bitirmişti. Ancak Saddam’ın bitişi, Irak için eskisinden daha karanlık günlerin başlangıcı demek oluyordu aynı zamanda.

Bayram boyunca görüşmeler yaptığımız Iraklıların ekseriyeti, bugün Irak’ta yaşanılan durumun eskisinden daha beter bir dönem olduğu konusunda hemfikirdiler. Iraklılar, Saddam dönemi için “ambargo dönemi” tanımlamasında bulunuyorlar. Aynı zamanda kimileri için de baskı ve zulüm dönemiydi tabiî ki. Devran dönmeden önce zulüm görenler, bugün Saddam’ın sükûtuna en çok sevinenler oldu. O zaman zulüm gören etnik ve mezhebî gruplar, bugün “iki bayram yapıyoruz” diyor Irak’ta. Şimdilerde de Irak’ta çok şey değişmiş değil… Değişen tek şey ölenler ve dökülen kanlarla ilgili istatistikler ve her geçen gün bu rakamlar yukarıya doğru gitmeye devam ediyor…

Demokrasinin olmadığı ve etnik ve dinî çeşitliliğin yoğun olduğu bölgelerde güç kimin elindeyse, sevinen o oluyor tabiî ki. Saddam döneminde zulümlere rağmen mutlu olanlar ile, bugün işgale rağmen mutlu olanlar arasında bir fark olmasa gerek. Birinciler bugün ağlarken, ikinciler ise bayram yapıyorlar ne yazık ki. Bir de her iki dönemde zulüm gören, her halükârda ezilen masum ve gerçek Irak halkı var ki, bu zulümlerden en çok onlar zarar görmektedirler.

Halbuki, bir ülkenin insanları, beraber olup ülkelerindeki işgale son vermeleri gerekmez mi?

AKAN KAN DURMADI

Saddam döneminde ülkede sıkıntıların olduğu ve haksız yere bir çok insanın öldürüldüğü red edilemeyecek bir gerçektir. Ancak Saddam’ın idama mahkûm olduğu Duceyl dâvâsında öldürdüğü insan adedince masumlar, son yıllarda hemen her gün ölmektedir Irak’ta. Yani koalisyon güçlerinin önderliğindeki işgal, Irak’ta akan kanı durdurmamıştır. Aynı şekilde Saddam döneminde öyle ya da böyle korunmakta olan Irak’ın toprak bütünlüğü de bugün ciddî tehlike altına girmiştir. Irak bölünme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

IRAK TAŞ DEVRİNE DÖNDÜ

Bunun yanında Irak’ta can güvenliği bulunmazken, hayat şartları ciddî şekilde zorlaşmış. Kerkük’te yaşayan halk, yaptığımız sohbetlerde, Saddam’ın sükûtundan sonra Irak’ın adeta taş devrine döndüğünden şikâyet ediyorlardı. Nitekim, biz de gördük ki, Irak’ta ciddî enerji ve güvenlik sıkıntısı var. Kerkük gibi bir petrol beldesinde bile, 3-5 kilometreye ulaşan benzin kuyrukları ve günde sadece 1 saat verilen elektrik, durumunu en iyi özetleyen veriler olarak yeterli olacaktır.

Gördük ki, Saddam’dan sonra Irak anarşi ve kaos ile kıtlığa mahkûm edilmiş bir hâldedir. Irak’ta sağlık, eğitim, adalet, belediyecilik gibi hizmetlerden söz etmek bile abes. Ne yazık ki, ülke kendi hâline terk edilmiş bir durumda.

Bugün Irak’ta devlet diye bir şey yok. Eline silâh alan herkes, kendi hegemonyasını ilân edebilmekte. Ciddî bir asayiş problemi yaşanıyor. Bu sebeple insanlar hayatlarına normal şekilde devam edememekteler.

Irak’ın kuzeyinde Kürt etnik ağırlıklı bir hegemonya yaşanırken, güneyde ise İran etkisi ile Şiî mezhep ağırlıklı bir yapılanma söz konusu. Arada ise, azınlık olarak addedilen ve hakları hiçe sayılan Türkmenler ile Saddam’dan sonra sahipsiz kalan Arap Sünnî topluluk bulunmakta. Bağdat ise, cadı kazanı gibi… Kan ve gözyaşı burada oluk oluk akmaya devam ediyor.

1

BÖLÜNMEYE DOĞRU

Kuzeyde fiilî olarak bir Kürdistan devleti kurulmuş. Erbil ve Kerkük’te Barzani ve Talabani yönetimindeki kolluk kuvvetleri kontrolü sağlamış durumdalar. Erbil Havalimanını bunların fotoğrafları süslüyor.

Basra civarında güneyde ise, İran destekli Şiî yapılanma, ne yazık ki, kendi dindaşlarının kanını dökmekte ve Irak’ın toprak bütünlüğü açısından hiç de iç açıcı olmayan işler yapmakta. Bunun yanında, işgale karşı koyan mücahit gruplar ise, mevzi bir mücadele veriyor, ancak kuvvet azlığı sebebiyle varlık gösteremiyorlar. Öte yandan, Kürtleri ABD’nin ve Şiîleri de İran’ın ciddî mânâda desteklediği söyleniyor ki, bu da Irak’ın bölünmesini hızlandırmaya yarıyor.

Saddam’ın bayram sabahı idamı da bu kaosa hız vererek, adeta yangına körükle gitme etkisi yapmıştır.

MEZHEBÎ VE ETNİK ÇATIŞMALAR

Irak’ta yaşanan kaosun iki boyutu bulunuyor: Birincisi etnik, diğeri mezhebî çatışmalar. Bunlar zaman zaman kesişebiliyor. Saddam döneminde ezilen üç güruh vardı: Birincisi Kürtler, ikincisi Şiîler, diğeri de Türkmenlerdi. Bugün devran dönmüş ve yönetimde Kürt ve Şiîlerin sözü geçiyor. Türkmenler ise, her iki dönemde de etkisiz eleman olarak görülerek, saf dışı bırakılmak isteniyor. Devran işgal güçlerinin eliyle döndü tabiî ki. Bu sebeple bu geçiş çok kan döktü ve dökmeye de devam ediyor. Bundan dolayı da ebedî olarak sürmeyeceği ortada. Çünkü “zulm ile abad olanın ahiri berbat olur.”

Bugün Irak’ta bu hâlin sürdürülmesi, burada yaşayan hiçbir kişi için hayırlı değildir şüphesiz. Çünkü bölünmüş bir Irak, hiçbir gerçek Iraklıya fayda sağlamayacaktır. Ancak ve ancak radikallere destek veren küresel güçler bundan fayda sağlayacaktır. Onlar petrolleri yağmalamaya devam edecekler. Nitekim Irak kukla meclisinde görüşülen yasa ile Irak’ta bulunan petrol gelirinin 30 yıl boyunca ABD ve İngiliz şirketlerine akmasının sağlanması istenmektedir. Ve muhtemelen Iraklılar birbirini öldürürken, bu amaca da kolaylıkla ulaşılacaktır ve ulaşılmıştır da…

Irak’ta yapılması gereken başlıca şey, etnik ve mezhebî çatışmaları bir an önce bitirerek, önce bu topraklarda üçüncü kişilerin oyunlarına son vermektir. Tabiî, bunun yapılabilmesi için de bütün Irak halkının bir bütün olması gerekmektedir. Bugün, Irak halkının bu ruhtan çok uzakta olduğu görülüyor.

2

ERKEKLİK BU MUDUR?

Saddam idam edilirken etrafındakilerin ekseriyetinin Şiî olduğu anlaşılıyordu. Son anlarında Saddam “hazihil mercele” (erkeklik bu mudur) diyerek, kendisini idam edenlerin hain ve kalleş olduklarını ima ediyordu. İşin aslı şuydu ki, Allah zalimi zalim ile cezalandırıyordu. Nitekim zalim Allah’ın kılıcıdır. Önce onunla zalimden intikam alır, sonra dönüp o zalimden de intikam alır. Bugün Irak’ta yaşanan durumun özeti budur aslında.

Kerkük’te yaşayan Türkmenler idama çok üzüldüler. Halbûki Türkmenler Saddam zulmünden çok çekmişlerdi. Hatta orada abisi Saddam tarafından yıllarca hapsedilip, öldürülen biri bile “Saddam’ın bunlar tarafından idam edilmesine tahammül edemiyorum ve bu idama üzülüyorum” diyordu. Ekseriyet böyle düşündü Irak’ta. Doğru olan da bu aslında… Saddam idam edilecekse, Irak halkı idam etmeliydi, işgal güçleri değil. Saddam’ın da ima ettiği gibi, bu pek “erkeklik değildi”. Nitekim Saddam kendisini yargılayan bir hâkime, “Beni bu Amerikalılar olmasaydı, ne sen, ne de baban buraya getirebilirdi” diye bağırıyordu yargılama sırasında. Neticede bu idam ile Saddam kimilerince şehit ilân edildi. Bütün yaptıklarına rağmen, kendisinden zulüm gören kimileri dahi onun bu haline üzülmüştü.

3

NE ÖLDÜREN, NE ÖLEN SEBEBİNİ BİLMİYOR…

Bugün Irak’ta anarşi ve kaosun had safhada olduğunu söylemiştik. Nitekim adam kaçırma ve fidyecilik olayları da halkı tehdit ediyor. Sadece Kerkük’te 200 milyon dolarlık fidye vak’asının yaşandığı söyleniyor. Bunun yanında emniyet ve asayişten söz etmek çok zor. Eline silâh alan herkes istediğini öldürebiliyor. Özellikle, Bağdat’taki radikal Şiîlerin sadece isme bakarak insanları katlettiğinden bahsediliyor. Bazı televizyonlarda yayınlanan videolarda gördük, buna bazı insanlar da şahitlik ettiler. Irak’ta ismi Ömer, Osman ve Bekir olanlar veyahut Sünnî olduğu tespit edilenler, bazılarınca yargısız ve sorgusuz bir şekilde öldürülebiliyor. Bunun yanında, Kuzey Irak’ta karadan giderken sizi bir PKK teröristi durdurup kimlik sorabilir, eğer beğenmezse öldürebilir de… Bunu da yaşayanlar anlatıyor. Neticede, Irak’ta tıpkı Peygamberimizin bir ahir zaman hadisinde söylediği gibi, “Ne öldüren neden öldürdüğünü biliyor, ne de ölen neden öldürüldüğünü biliyor”…

7

İÇ SAVAŞ ÇIKAR MI?

Irak’ta iç savaş ihtimali herkesi korkutuyor. Biz müşahede ettik ki, bir nev’i soğuk savaş zaten hâli hazırda yaşanıyor. Bazı noktalarda ise, bu sıcak savaşa da dönüşüyor. Nüfus ve nüfuz tartışmaları devam ediyor tabiî olarak. Şiî-Sünnî çatışmasının yanında, Kürt peşmergelerinin de kuzeydeki varlığı insanları düşündürüyor. Kuzey’de bulunan ve sayısı 100 binlerle ifade edilen bu peşmergeler, bölge halkı için tehlike oluşturuyor.

Şimdilik hiç kimse iç savaştan söz etmek bile istemese de, durum böyle giderse iç savaş kaçınılmaz gibi görünüyor. Koalisyon güçlerinin varlığı, zaten ortalığın durulmasına fırsat tanımıyor. Çünkü, bu topraklarda yabancı bir gücün varlığına gerçek Iraklılar razı değiller. Ancak bunu fırsat bilip nüfuzlarını arttırmak isteyen gruplar da toprak bütünlüğünü tehdit edince, düşman birden ona çıkıyor tabiî olarak. Ülkeyi işgalcilerden mi kurtaracaklar, yoksa bölünmekten mi?

Amerikan yönetimi de işi yüzüne gözüne bulaştırmış görünüyor. Dün destek verdiği Kürt ve Şiî gruplar, yavaş yavaş kendi başına belâ olmaya başladı bile. Nitekim yakında onları kontrol edemeyecek duruma gelecek. Saddam’ın da hikâyesi buna benziyordu esasında. Kontrolden çıkınca kalemini kırdılar. Her ne kadar Obama yönetimi ile birlikte Irak’tan çekilme sağlanmaya başlandıysa da bu çok kolay olmuyor… Bir bünyeye bıçak sapladıktan sonra öyle kolaylıkla çekilemeyeceği gibi, Irak’ın bağrına saplanan Amerikan bıçağı da öyle kolay çıkarılamıyor ve büyük acılara sebep oluyor…

6

KERKÜK NE HALDE?

Kerkük’ün statüsü konusunda yapılacak referandum öncesi Kerkük’ün demografik yapısı ve nüfus dengesi suni bir şekilde bozulmaya çalışılıyordu. Sonra bu referandum yapılamadı ve sürekli ertelendi durdu. Yoğun bir şekilde gerçekleştirilen Kürt göçü sayesinde referandum ile Kerkük’ün Kürt yönetimine bağlanması hedefleniyor. Kerkük, esasında bir Türkmen bölgesi olmasına rağmen, son bir yılda göç eden 400 bin civarında Kürtle birlikte, bölgede Kürt ağırlığı artmış durumda. Kürt halk, devlet arazilerine ve boş buldukları her alana yerleşmiş durumdalar. Konu ile ilgili görüşme yaptığımız ve bizi gezimiz sırasında himaye eden Irak Türkmen Cephesi partilerinden Türkmen Adalet Partisi’nin Başkanı Enver Bayraktar da bu duruma dikkat çekiyor. Bayraktar Irak’taki Türkmen varlığının haklarının ve Irak’ın bölünmez bütünlüğünün öncelikli meseleleri olduğunu söylüyor. Kerkük’te bugün yaşanan sefalet ve zorluklardan en çok Türkmen vatandaşların etkilendiğini söyleyen Bayraktar, bu konuda Bağdat’ta hak aradıklarını ifade ediyor.

Kerkük Türkmeneli televizyonunda, Kerkük’ün Türkmen olduğuna dair yayınlar yapılıyordu. Halka uzatılan mikrofonların ana teması, “Kerkük Türkmendir” mesajıydı. Bugün, Kerkük’ün fiilen ilân edilmiş olan Kürdistan’a bağlı olmasını, Türkmenler kabul etmiyorlar tabiî olarak. Adalet Partisi Başkanı da “Biz Irak’ın bölünmesine karşıyız. Kerkük Bağdat’a bağlıdır. Irak da bölünmez bir bütündür” mesajı veriyordu.

Ancak fiilî durum bunun tam tersi gibi. Zira Kerkük’te de kontrol tamamıyla Kürtlerin elinde. Kerküklü Türkmenler Bağdat’ın düşüşünden sonra Kerkük’ü peşmergelerin bastığını ve işgal ettiğini ifade ediyorlar. Bu peşmergeler Amerikan yardımı ile daha sonra üniforma giymiş ve kolluk kuvveti durumuna gelmişler. Bugün ise, Kerkük’te bunların sözü geçiyor.

Türkiye’nin yaptığı son sınır ötesi operasyonlarında eğer bir çatışma çıkacak idiyse işte Türk askeri ile bu üniforma giymiş peşmergeler arasında çıkabilirdi. Ancak diplomatik yollarla sınır ötesi operasyonun sınırlı kalması sağlandı ve böylesi bir karşılaşma neyse ki yaşanmadı.

5

Amerika ve onun işbirlikçileri sözde kontrolü ellerinde bulunduruyorlar, ancak Irak’ın patlamaya hazır bir bomba olduğunun herkes farkında… Sadece zafer sarhoşluğunda olanlar bu gerçeği görmezden geliyorlar.

Türkmen Adalet Partisi Başkanı’na Irak’ın bölünmesi halinde Türkmenler olarak nasıl bir tepki vereceklerini soruyorum. Başkan, bölünme lâfına bile şiddetle karşı çıkmasına rağmen, ne yazık ki böyle bir ihtimalin olduğunu da kabul ediyor. Böyle bir durumda Kerkük’ün bağımsızlığı için mücadele edeceklerini de sözlerine ekliyor. Bunun için Türkiye’den yardım alıp almayacaklarını sorduğumuzda ise, Türk yetkililerin yardım sözü verdiklerini söylüyor. Bu durumda anlıyoruz ki, Kuzey’de bir Kürt devletinin ilânı halinde Türk askeri kuzeye girip (tıpkı kısa süren sınır ötesi operasyonla girdikleri ve bunu yapabileceklerini ispat ettikleri gibi…), özellikle bölgede bulunan Türkmenlere yardım edebilir.

Türkmen Adalet Partisi Başkanı Enver Bayraktar, Saddam’ın idamından sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Irak öncelikli gündemimiz olacak” açıklamasının da buna işaret olduğunu ifade ediyordu. Türkmenler bölünmeye kesinlikle razı değiller. Böyle bir durumda Kerkük’te ciddî bir direniş olacağı açık, ancak burada önemli olan Türkiye’nin takınacağı tutum. Türkiye bugüne kadar Irak’ın iç işlerine karışmamak gibi itidalli bir siyaset güdüyordu. Ancak bundan bölgedeki Türkmenler pek memnun değiller. Onların dedikleri, “Şiîlere İran, Kürtlere ABD, Araplara ise Arap devletleri yardım ediyor, bizim ise yardımcımız yok” şeklinde. Türkiye’nin kendilerine sahip çıkmadığını düşünüyorlar. Ancak bölünme gibi bir durumda Türkiye’nin tutumunun değişeceği ifade ediliyor. Böyle bir temenni Iraklı Türkmenlerde de mevcut.

Bunun yanında Kürdistan olarak ifade edilen bölgelerdeki PKK varlığı da Türkiye’yi rahatsız ediyor. Nitekim Kerkük’te PKK büroları ve kampları olduğu gibi, Kuzey Irak’ta PKK adeta bir kolluk kuvveti gibi görev yapıyor. Bütün bunlar, Türk ordusunun sürekli sınır ötesi bir operasyon ihtimalini masanın üstünde tutmasına sebep oluyor.

Irak’ta çözümün İran ve Türkiye’nin de sürece dahil edilmesi ile sağlanabileceği sürekli söylenen şeyler arasındadır. Böylesi bir yöntem, bölünmeyi engeller mi, yoksa tetikler mi tartışılır. Ancak Türkiye’nin İran’ın aksine Irak’ta toprak bütünlüğünden yana bir siyaset izlemesi çok önemlidir. İran ise, çok önem verdiği Irak’ta büyük oyunlar oynuyor. Şiîler için Irak’ın anlamı büyük. Şiîlerin kutsiyet atfettiği birçok mekân Irak’ta bulunuyor. Tıpkı ABD’nin kutsiyet atfettiği petrol kuyuları gibi… Ve daha birçok küresel çıkar da Irak’ın geleceği üzerinde bir kara bulut gibi durmaya devam ediyor.

4

Kerkük harabe haline geldi

Kerkük, ne yazık ki, bir harabeyi andırıyor bugün. Binalar, yollar, alt yapı ve üst yapı tamamen çökmüş durumda. Şehre çok sınırlı elektrik verilebiliyor. Suyu da içilebilir seviyede değil. Eğitim ve sağlık hizmetleri de durma seviyesinde. Bunun yanında, şehir tahrip edilmiş durumda. Meselâ Kerkük Kalesi çürümeye terk edilmiş. Belediye hiçbir hizmeti yerine getirmiyor. Kerkük ve Kerküklü kendi kaderine terk edilmiş bir hâlde, kendisine uzanacak yardım elini bekliyor. Kerkük’te eskiden bir de Mevlevihane varmış. Şimdi nerede o şaşaalı günler diyor insan. Kerkük Mevlevihanesinin son şeyhinin ailesinin de İstanbul’a taşındığı biliniyor. Osmanlı buralardan çekildikten sonra arta kalan tek şey harap diyarlar olmuş yani…

Küçük Dalya’nın dramı

Irak’ta adam kaçırma ve fidyecilik olaylarının son dönemde çok arttığı belirtiliyor. Irak’ta çeteler bu yolla büyük paralar kazanıyor. Hatta El Kaide dahi, çocuk kaçırarak elde ettiği paralarla cihat ettiğini iddia ediyor.

Kerkük’te tanıdığımız küçük Türkmen kızı Dalya da kaçırılanlardan biri. Annesinin gözü önünde aniden bir arabaya bindirilerek kaçırılmış. Önce mühendis olan babasından 100 bin dolar istenmiş. Ancak maddî durumu çok kötü olan baba bu parayı asla bir araya getiremeyeceğini söylemiş. Çalıp çırpıp parayı denkleştirmesini isteyen merhametsiz çete üyeleri, küçük kızı öldürmekle tehdit etmişler. Ancak ailenin maddî durumunun gerçekten kötü olduğunu anlayınca pazarlıklar sonunda 7 bin dolara razı olmuşlar. Tabiî küçük Dalya bu konuda talihli olanlardan biri… Bizi koruyan Türkmen Adalet Partisi’nin muhafızları da, özellikle Irak’ta yalnız gezmememiz konusunda uyarıyorlardı. Zira her an kaçırılma tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirdik.

Bugün kuzeyiyle güneyiyle bütün Irak’ın selameti için tek ve yegane çarenin bölgedeki bütün yabancı unsurların orayı terk etmesi ve çözümü ya çok uluslu güçlere yahut bölge halkının kendisine bırakmasıdır. Şüphesiz Saddam tecrübesi de ardından gelen işgal de en çok Iraklıları vurmuştur. Bölge ülkeleri de oradaki istikrarsızlıktan etkilenmiştir. Ancak gerçek şu ki; herkesin kendi çıkarlarını düşündüğü bu politik oyunda birilerinin de Iraklı masum insanları düşünmesi gerekmektedir. Çünkü ateş düştüğü yeri yakmakta ve oradaki insanların gerçek manada gelecekleri kararmaktadır.

11

Irak’ta geçirdiğimiz zorlu 7 günden sonra ülkemize döndük. Soğuk gecelerde elektriksiz ve sıcak su olmadan geçen günler… Sürekli korku altında ve silahların gölgesinde bir hayat.. Şüphesiz bizim için kısa bir macera ama orada yaşamaya çalışan Arap, Türkmen, Kürt vs.. insanlar için hayatın ta kendisi. Biz bir hayal gibi geçip gittik Irak’ın üzerinden ancak oranın insanları bu acı ve kanlı gerçekliği bütün yakıcılığıyla an be an yaşamaktalar. Biz ayrıldıktan 10 gün sonra Türkmen kardeşlerimizden bir telefon aldım. Bizim 7 gün boyunca kaldığımız parti binasının hemen yanındaki karakola bombalı bir saldırı tertip edilmiş. Bizim kaldığımız odanın bütün camları da dökülmüş bombanın şiddetinden.. Bu haberi alınca ilk aklıma gelen belki ucuz kurtulduğumuzdu ama derinlerde bir yerde o bomba sesleri arasında “uyuyup büyümeye” çalışan masum Iraklı çocukların bölünen uykularını ve yıkılan hayallerini hissettim. Acaba bomba sesleri küçük çocukların umutlarını da bastırabiliyor muydu?

, , , , , , , , , , , ,


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar