Bir
Bir aşk var içimde Bir pişmanlık Bir öfke Bir acı Bir ah Bir aşk var... Bir sen var içimde Bir ayrılık Bir hüzün Bir yara Bir yas Bir sen var... Bir ben var içimde Bir serseri Bir hazin Bir deli Bir hiç Bir ben var...
Bir aşk var içimde Bir pişmanlık Bir öfke Bir acı Bir ah Bir aşk var... Bir sen var içimde Bir ayrılık Bir hüzün Bir yara Bir yas Bir sen var... Bir ben var içimde Bir serseri Bir hazin Bir deli Bir hiç Bir ben var...
Hele bir otur... Son bir sözüm var... Dehrin derinine doğru hızlandıkça hayat Zehrin derinime doğru bir yol aldı Kerre kadar kerre geçse de saat Dilimin ucuna takılmış bir "la" kaldı... Düşmüyor dilden, düşmüyor isyan cümlesi Aldığım verdiğim nefesler ziyan cümlesi Tokadını yemişim feleğin ben tokadını Ağlamaklı sözlerim hep giryan cümlesi... Zatıma gelmiş bütün lanet ezelden Kanıma girmiş hazan ne gelir elden Canıma gülzar koksa o cennetlerden Yadıma düşer yine hüzün bestesi... Sözüm yetim, özüm yetim, yetmiyor Hayat buhran, halim yaman, çekmiyor Gözlerde yaş, kalpte sızı bitmiyor Önüme geldi, özüme çarptı ölümün sesi...
Gel dostum
gidelim seninle buradan
gidelim ve hiç dönmemek üzere
yemin edelim şark ve garp üstüne
Gel dostum
sade ve sadece imanını al yanına
azığımız olmasın başka
tedbirimiz olmasın
ağlamasınlar ardımızdan
aman ha kimseler duymasın
bilmesinler gittiğimizi
ve dönmeyeceğimizi bilmesinler
niyetsizce ve hedefsizce gidelim
yola revan olalım sadece
ram olalım kadere
kederi ve hüznü yoldaş edinelim
aman ha gidiyorum diye sevinme
dağları, yolları, güneşi ve ayı
ağaçları, kuşları, fil ve karıncayı
dost edinebilirsin
ama çok sevme onları
hiçbirini çok sevme
aman ha alma gönlüne
aman ha sevdirme kendini kimseye
gel dostum
dilinde bir zikir
ve bazen mırıldandığın bir ağıt olsun
müziğini de getir yanında
aman ha kimselere duyurma
içinden söyle, ruhuna dinlet sadece
gel dostum
beraber gidelim bu yolda
birlikte olalım fakat
mücerred olsun ruhlarımız
yolumuz bir olsa da
afakımız bir olmasın
yalnız öleceğiz dostum
yalnız yürüyelim lütfen
yalnız yürüyelim
lütfen…
Gel dostum…
Unut artık, düşünme
Yutkunmak zor olsa da
Bir çırpıda sil onu
Aklının bir köşesinde
Aman kalmasın izi
Unut artık, düşünme
Bağrındaki sızıyı
Yüreğindeki acıyı
Bu anlamsız hasreti
Unut artık, düşünme
Faydasız umutların
Bekleyişin anlamsız
Farkındaysan yalnızsın
Ve öyle de kalacaksın…
Seni milyonlarcasıyla paylaşmak zor
Hunharca ve hoyratça tükenirken sen
Karşına geçip yüzsüzce
Seni sevdiğimi nasıl haykırırım?
Senin yitişini gördüm ben şehir
İhtişamını okudum titreyerek
Gözyaşlarımla yüzdürdüm
Umutlara demirli gemileri
Kıyılarına vuran dalgalarda
Hep bir mana aradım sabırla
Senin gidişini gördüm ben şehir
Ben sana durmadan gelirken…
Şimdi kucağında ağlıyor asır
Yeni yetmeler küfrediyor sana
Eskiler çoktan terk etti seni
Ama ben burada duracağım
Dikeceğim bakışlarımı karşıya
Olmadı öte yakaya bakacağım
Elbette zincirler kırılacak yeniden
Gemiler yürüyecek halicinden aşağı
Ben göremesem de, sen görürsün şehir…
Senin ömrün uzun, yolun yol
Ömrümü sana versem de az gelir…
Helal olsun sana be şehir…
Öldürdüğün bütün aşklarıma
Yaşattığın bütün umutlarıma
Yalnızlığıma, çaresizliğime
Seni katık edip yediğim kuru ekmeğime
Kana kana içtiğim suyuna
Seni düşünerek ağlayışlarıma
Senin kucağında gülüşlerime
Herşeye rağmen helal olsun…
Bir erkek nasıl severse kadınını
Ben de öyle seviyorum seni…
Seni milyonlarcasıyla paylaşmak zor…
Hunharca ve hoyratça tükenirken sen
Karşına geçip yüzsüzce
Seni sevdiğimi nasıl haykırırım?
***
Kızma ne olur bana
Boyuma bakmayıp laf ediyorum sana…
Sarhoş eden sendin beni!
Mis gibi estirdin boğaz rüzgarını,
Martılara türkü okutturdun,
Güzelleri yürüttün önümüzden,
Sonra uçurdun etekleri…
Derken ellerimize tutuşturdun kadehleri…
Gerisi malum..
Yürek dolusu severken seni ben
Ağız dolusu küfürler dinledik…
Kızma ne olur bana…
Seni sevip de sarhoş olmamak mümkün mü?
Hem ben mi eskittim seni?
Ben mi asırları ağlattım sinende?
Doğduğum gün olan olmuştu oysa
Senin doğduğun bir gün var mı sahi?
Ölecek misin sen de yoksa?
Şehir…
Suskunluğunun anlamı ne?
Yok, yok bu gerçek olamaz…
Seni kim yok edebilir?
Eskirsin, yıpranırsın ama yok olmazsın sen
Şimdiden görebiliyorum..
Cenneti senin suretinde yaratacaklar
Sırat’ı boğaza kuracaklar belki de…
Yok, yok seni yok edemezler şehir…
Ağlama ne olur, inan bana..
Sarhoşsak da ne dediğimizi biliyoruz…
Bak duymuyor musun?
Dört bir yandan işitiliyor ezan sesi…
Senden daha güzel kim okumuş?
Senden daha layık kimmiş cennete?
Şimdiden görebiliyorum..
Cenneti senin suretinde yaratacaklar…
O zaman bana bir yalı da verirler belki de…
Kimse istemezse ben isteyeceğim seni şehir…
Korkma ben sokacağım seni cennete
Hem seni milyonlarcasıyla paylaşmak zor
Yalnız ben olacağım orada seninle,
Ben yalnız olacağım belki de yine…
Ölecekmişiz, yalnızmışız…
Kimin umrunda ey şehir…
Cenneti senin suretinde yaratacaklar…
Boğaziçinde çek içine
Buz gibi nefesini ateşin
Yaktığı yalnız ben değilim
Yalnız sen değilsin
Biz değiliz yalnız…
Boğaziçinden çık şimdi
Uç başka diyarlara
O masumiyetini kaybetti
Ben kaybettim
Biz kaybettik…
Ne kaldı ki geriye
Martılar da olmasa
Boğazın misafiri kalmazdı
Aşıklar gittiğinden beri
Sandallar da hep yandı…
Boğazım düğüm düğüm
Sarhoş da olunmuyor
Yalılar sahipsizmiş
Oltalar çekilmiş hep boş
Üstelik sensiz de ölünmüyor…
Ölsek de Boğaziçine gömülsek
Boğazımıza kadar
Sensizliğe gömülsek…
Sessizce ölsek..
Boğaziçinde…
***
Umut Yavuz, Ocak 2010,
İstanbul’dan giderken..
If you wait, the seed sprouts
A flower grows up
You feel charmed with its smell
If you wait, the seed sprouts
If you wait, troubles end
Only taste could remain
Of the pains and aches
If you wait, troubles end
If you wait, the day comes
You meet with the beloved
You hug eachother by longing
If you wait, the day comes
Dünyada kalmasın
Hiç başka sevenim
Her şeyimi alın da
Bana annemi verin!
Karanlığım hep tek renk
Ruhuma çökmüş hüzün
Azap cehenneme denk
Yalvarırım ey yazgı
Gideyim yol ver bana
Gidersem biter acı
Farz artık sefer bana
Yine yollar yoldaşım
Sormaya yok mecalim
Dağlar sadık sırdaşım
Ya Rab neden bu halim?
Baki değilim dünya
Sen de baki değilsin
Yollar uzun ben yaya
Hızlı dön de yol bitsin.
Neredesin baba?
Bir bilsen yokluğun ne acı.
Ter kokunu özledim baba
Ter kokun ki dertlerimin ilacı.
Sokaklarda geziyorum korkusuzca
Alnım ak, karnım aç..
Adımlıyorum sensizliği
Fakat alışamıyorum.
Sesin yankılanıyor,
Başımı okşuyorsun paslı ellerinle
Neredesin baba?
Bir bilsen yokluğun ne acı
Ter kokunu özledim baba
Ter kokun ki dertlerimin ilacı
Geceler uzuyor, uzadıkça yokluğun
Karış karış geziyorum sokakları,
Bir iz arıyorum geçmişten,
Senden kalan bir iz.
Beyhude, bulamıyorum.
İstanbul çekiyor içine beni
Ben çekiyorum içime İstanbul’u
Yalnızca yokluğunun sıkıntısını çekemiyorum
Sesin yankılanıyor
“Oğlum” diyorsun.
“Korkma ben varım”
Korkmuyorum baba hiçbir şeyden
Senin yokluğundan gayrı.
Neredesin baba?
Bir bilsen yokluğun ne acı
Ter kokunu özledim baba
Ter kokun ki dertlerimin ilacı
Ne hayallerim vardı oysa
Sen yanımda, ben şoför koltuğunda
Öğretecektin bana, araba kullanmayı.
Vida sıkmayı, pense tutmayı,
Tamir etmeyi bozukları..
Düşecektim, tutup kaldıracaktın
Başımı okşayacaktın, paslı ellerinle
Güvenecektim böylece kendime
Neredesin? Elini versene.
Ben yalnız, biçare, İstanbul delisi
Ne sen varsın ne de ellerin.
Ne Haliç alıyor beni kucağına
Ne Galata okşuyor başımı.
“Ey oğul” demiyor bana Fatih.
Ve Üsküdar da ağlamıyor
Bakmıyor bile karşı yamaca.
Beyoğlu ise halinden memnun
Bey’in oğlu ne de olsa
Mağrur mağrur bakar ve küçümser..
Belki bana Eyüp, belki Karacaahmet gülümser.
Parke taşlı sokaklar, yalılar, viraneler
Bilmiyorum ne anlar acıdan, neyi heceler
Bir acı ki salar içime İstanbulum
Gözlerim dalar içine İstanbul’un
Ve sen gelirsin aklıma baba
Bir bilsen yokluğun ne acı
Ter kokunu özledim baba
Ter kokun ki dertlerimin ilacı…