İdealizmin fikir babası: Platon
Felsefe sistematiğinde kendisinden sonraki dönemlere en fazla etkide bulunan filozofların birincisi Platon’dur. Platon, Sokrates’in öğrencisi, en etkili filozoflar sıralamasının ikinci ismi olan Aristoteles’in de hocasıdır.
Felsefe sistematiğinde kendisinden sonraki dönemlere en fazla etkide bulunan filozofların birincisi Platon’dur. Platon, Sokrates’in öğrencisi, en etkili filozoflar sıralamasının ikinci ismi olan Aristoteles’in de hocasıdır.
M.Ö 427 yılında Atina’da Pire körfezinde bir adada dünyaya gelen Platon’un fikirleri kendisinden yüzyıllar sonra bile Hıristiyan inanç dünyasında büyük etki uyandırmıştır. Bu etkinin 13. yüzyıla kadar devam ettiği söylenebilir.
Doğu’da Eflatun olarak da bilinen Platon’un en önemli özelliği kendisinden önce gelen doğa felsefecilerinin (Thales, Anaximenes, Pythagoras, Demokritos vb…) Sokrates’te zirveye çıkan fikirlerini sistemleştirmesidir.
Sokratesçi okulun en gözde öğrencisi olan Platon, hocası Sokrates’in ölümüne kadar dizinin dibinden ayrılmamış, ölümünden sonra ise bir rivayete göre Mısır’a, daha güçlü rivayetlerde ise Sicilya’ya yaptığı seyahat sonunda tanıştığı Pythagorasçı (Pisagorcu) fikirlerle düşünce sistematiğinin ikinci basamağına ulaşmıştır. Demek ki, Platon’un fikirlerini oluşturan birinci etken hocası Sokrates iken, ikinci etken ise ruhun ölümsüzlüğü gibi mistik öğretiler içeren Pythagorasçılık (Pisagorculuk) olmuştur.
Platon bu seyahatinin ardından Akademos denilen bölgede Akademia okulunu kurmuş ve yirmi yıl boyunca buranın yönetimi ve öğretimi ile ilgilenmiştir. M.Ö. 347 yahut 348 yılında ise sessizce hayata gözlerini yummuştur.
Platon’un düşüncelerini değişik dönemlerde kaleme aldığı Diyalog’larından öğreniriz. Her ne kadar bu diyalogların kronolojik olarak sıralaması tam bilinmese ve bazı metinlerin Platon’a ait olup olmadığı konusunda bir takım çelişkiler bulunsa da, genel özellikleriyle felsefe tarihçileri tarafından Platon’un düşünceleri diyaloglar vasıtasıyla belirlenebilmiştir.
Platon fikirleri sürekli gelişen, her yeni süreçte sistematiğine yeni bir şeyler ekleyen ve daima problemler üzerinde düşünen bir filozoftur. Bu sebeple onun fikirlerini tek bir düzlemde değil, farklı düzlemlerde gelişen süreçler halinde ele almak sağlıklı olacaktır.
Bu bağlamda Platon’un 50 senelik felsefe serüveninde, başrolde bulunan kişi Sokrates’tir denilebilir. Diyaloglarının büyük kısmında Sokrates’i konuşturur. Bu sebeple onun gençlik dönemi diyaloglarına Sokratik diyaloglar da denilmektedir. Bu dönemde Platon ileride kendi özüne ulaşacağı İdea öğretisinden çok uzaktır. Daha çok erdem ve bilgi sorunlarına yönelir. Bu gençlik diyaloglarında temel amacı ahlak sorununu kavramsal olarak ele almaktır. Yöntemi Sokrates’te olduğu gibi tümevarımdır ve bütün tanımlar tek tek tahlil edilip, düzeltilerek genel geçer sonuçlara ulaşılır. Ortalıkta dolaşan bütün fikirler eleştiri ve tahlil süzgecine maruz bırakılır ve amaç bunları çürütmeye çalışmaktır. Böyle diyaloglarda sorun çözülemeden bırakılır, bunlara aporia (aporetik diyaloglar) denilmektedir.
Bu dönemden sonra Platon yavaşça kendi karakteristiğini ortaya koyacağı İdea öğretisine doğru yol almaktadır. Şunu da söylemek gerekir ki Platoncu felsefenin temel öğesi olan idea öğretisine ulaşınca da bu filozof için değişmez bir yasa olmamış ve kendi fikrini gelişmeye açık tutmuştur.
Diyaloglar halinde olan Sokratik dönemden sonra ikinci evrede Platon kendi düşünce sistemini ortaya koyar. Üçüncü ve son dönem evresinde ise yine diyalog yöntemiyle ideal devlet anlayışını açıklamıştır. Burada Platon’un son döneminde felsefeden dine bir geçiş yaptığı gözlenir.
Başa dönecek olursak Platon, Sofist felsefecilerin hazcı ve faydacı dünya görüşü karşısına “iyi” kavramıyla çıkmıştır. Ona göre “iyi” doğru bir yaşayışın temel amacı olmalıdır. Ancak burada “iyi”nin ne olması gerektiği ve bunun nasıl anlaşılabileceği muamması Platon’u ilginç bir şekilde ruh kavramına sürüklemiştir. Çünkü Sofistler “iyi” kavramını sorunlu buluyorlar ve bunun gerçekte ne olacağını anlamanın yani “iyi”yi bulsak dahi bulduğumuz şeyin doğru şey olduğunu bilmemizin mümkün olmadığını iddia ediyorlardı. Platon’un fikrindeki bu çıkmaz onu idea öğretisine, ruhun varlığı ve ölümsüzlüğüne götürmüştür. Çünkü Platon’a göre iyinin bilgisi ölümsüz olan ruhumuzda zaten vardır ve bunu bulmak sadece anımsamaktan, hatırlamaktan ibaret olacaktır. Yani ruhumuzda kodlanmış iyiliği açığa çıkarmaktır. Platon bu sebeple hiç bilinmeyen bir şeyin bile araştırarak bulunabileceğini ispatlamıştır. Bunun için de hiç matematik bilmeyen bir köleye sorular sorarak bir geometri problemini çözdürmekle (Menon diyaloğu) ispat yoluna gitmiştir. Platon’un bu buluşu araştırma kavramının mümkünlüğünü ve böylece felsefenin de olabileceğini ispatlaması bakımından önemlidir.
Ancak Platon’un karşısına çıkan ikinci sorun ise bilginin temeli sorunuydu. Çünkü bilginin sağlam olabilmesi için sağlam temellere sahip olması gerekirdi. Eğer ruhumuzda kodlanan bilgi anımsama yoluyla elde ediliyorsa bunun sağlamlığı şüpheliydi. Bu da Platon’u bilgi kuramını sorgulamaya yönlendirir.
Platon’un ünlü İdealar kuramını felsefe tarihinde oldukça meşhur olan mağara benzetmesinde bulabiliriz. Özet olarak mağara benzetmesi şu şekildedir: “Bazı insanlar bir mağarada arkaları mağara ağzına dönük olarak zincirlenmiş ve böyle oturmaya mahkûmdurlar. Arkaya bakmayan bu insanlar mağara duvarında gördükleri gölgelere bakarak dünyayı anlamaya çalışırlar. İçlerinden biri zincirlerinden kurtulup gerçeklerin mağaranın dışında olduğunu anlar ve gelip oradakilere anlatmaya çalışır ancak onları buna inandırması oldukça zordur”
Platon’un bu benzetmeyle iki ayrı evren görüşüne sahip olduğunu anlayabiliriz. Biri mükemmel bir idealar evreni, diğeri ise kusurlu maddesel evren ya da yaşadığımız dünya.
Platon’a göre bilgi ruh için hatırlamadır demiştik. Dolayısıyla ruh, Platon için ölümsüzdür ve ölüm de bir son değildir. Doğuştan gelen bilginin varlığını felsefe sistematiğinde ilk ele alan Platon’dur.
İdealar kuramı
Platon’un idea kavramı ile ne kadar önemli bir noktaya vurgu yaptığını anlamak için onun fizik ve metafizik diye ikiye ayırabileceğimiz evren algısından bahsetmek gerekir. Platon’a göre fiziki evrende algıladığımız hiçbir nesnenin zihnimizde canlandırdığımızla yüzde yüz uyumlu olduğunu söyleyemeyiz. Ona göre fiziki evren hakkındaki bilgimiz ancak bir kanı ve algıdan ibarettir ve tam bir kesinlikten söz edemeyiz. Platon fiziki evrendeki algılarımızın yuvarlamalardan ibaret olduğunu söyler. Hatta Platon nesnelerin olduğu kadar “güzellik, adalet” gibi soyut kavramların da kendilerine has bir ideaları olduğunu iddia etmiştir. İdealardan oluşan bu mükemmel dünya doğrudan fiziki dünya ile ilgili değildir tamamen bağımsızdır. Bu fikri kedi örneğiyle açıklayabiliriz. Platon’a göre kedi dediğimiz zaman Tanrı’nın yarattığı tek bir kediden bahsederiz. Hâlbuki dünya üzerinde yaşayan birbirinden farklı binlerce kedi türü olabilir. Ancak bunların varlığı, doğum ve ölümleri o ideal kedi kavramından bağımsızdır. İdealar dünyasındaki kedi gerçek kedidir, dünyadakiler ise sadece görüntülerden ibarettir.
Özetle Platon’a göre fiziki dünya idealar evreninin kötü bir kopyasından ibarettir.
Platon bu felsefi temelden hareketle ömrünün ahirinde ideal devleti de tanımlama yoluna gitmiştir. Devlet isimli diyalogunda belirttiğine göre insanların toplu yaşamalarına yol açan, bir başka deyişle toplumu oluşturan sebep, insanların kendi kendilerine yeterli olmayıp, yaşamak için başka insanlara olan gereksinmeleridir. Örneğin çiftçi kunduracının yaptıklarına kunduracı çiftçinin yetiştirdiklerine muhtaçtır. Kısacası, toplumu oluşturan şeyin bu iş bölümü olduğu söylenir. Bu iş bölümünden yola çıkılarak sınıflı toplumun yapısı oluşturulmaya çalışılır. Böylece Platon’un Devlet isimli eserinde taslağını çizdiği “ideal devlet”in iki ana sınıfı ortaya çıkmış olur. “Yöneticiler” ve “yönetilenler”… Platon’un ideal devlet anlayışı bir çeşit kast sistemini içermekte ve keskin sınıfsal ayrımlar göz etmektedir. Platon’un gerçekleşmesinin imkânsızlığını kendisinin de sonradan anladığı ideal devlet anlayışına Ütopya adı verilmiştir. Platon devlet ile ilgili konularda da “her şeyin ölçüsü insan değil, Tanrı’dır” demektedir.
Felsefî mirası
Platon’un en önemli felsefi mirası gerçek varlıkların sadece nesnelerden ve maddeden oluştuğunu öngören Materyalizm görüşü karşısında, ideaların ve metafiziğin de gerçekliğini kabul eden İdealizm yaklaşımını öne sürmesidir.
Platon’a eleştiriler
Platon’un dünya algısında tevhid inancının ve doğu mistisizminin kırıntılarını bulmak mümkündür. Zira onun için “Attika (Atina) dilinde konuşan Musa’dır” denilmiştir. Her şeyden önce maddesel dünya görüşünü tamamen yerle bir eden idealist bir bakış açısına sahip olması zikredilmeye değerdir. Ancak Platon mağara örneğinde de anlatılmaya çalışıldığı gibi idealar teorisiyle hakikati sadece küçük bir vechiyle yakalayabilmiştir. Zira Platon’a göre fiziki dünya sadece gölge niteliğinde görüntü ve yanılgılardan ibaretken, asıl olan idealar âlemidir. Hâlbuki en büyük hakikatin membaı olan Kur’an-ı Kerim’in hakikatli bir tefsiri olan Risale-i Nur eserlerinde Bediüzzaman Said Nursi, eşyanın (maddenin, nesnenin) hakikatinin sabit olduğunu dile getirir. Kâinata Allah’ın isimlerinin cilveleri hesabı ile bakan Nursî, o isimler hakikat olduğundan onların mazharları olan eşya da hakikatte vardır ve vehmi ve hayali değildir demektedir. (Risale-i Nur Külliyatı, Lem’alar, 9. Lem’a.)
Said Nursî tam bir katiyetle maddenin vehmi ve hayali olmayacağını söyleyerek hem Platon’u tashih etmiş, hem de Vahdet-i Vücudçulardan (fiziki dünyayı yok sayanlar) bazılarının vehimlerini izale etmiştir.
Hâlbuki Platon’un da ucundan yakaladığı hakikat maddenin maddiyat itibariyle değil mana itibariyle gölgelerden ibaret olduğudur. Evet, hakikatte var olan madde, ahirete bakan yönüyle bir hayal, oyun ve oyalamadan ibarettir. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.
Platon’un ruhun varlığı ve ölümsüzlüğü ile ilgili tespiti de hakikate yaklaştığı noktalardandır. Platon’un ruha kodlanmış bilgi olarak ifade ettiği “doğuştan gelen bilgiler” ise aslında Kur’an-ı Kerim’de de anlatılan “Allah Âdem’e eşyanın isimlerini öğretti” şifresine benzemektedir. Yalnız Platon bunu ruhun ölümsüz olduğundan daha önce dünyaya defalarca gelişine bağlarken, esasında Kur’anî bir bakış açısıyla dünyaya ilk kez gelen ruha ilham-ı ilahi tarafından kodlanan yahut ruhlar âleminde (âlem-i ervah) verilen ön bilgiler (apriori bilgi) yahut “eşyanın isimleri” olarak anlaşılmalıdır.
Platon’un ahlak felsefesinde “iyi” olarak tanımladığı amaç ise, hazcı dünya görüşünün aksine daha erdemli ve doğru bir yaklaşımın ürünüdür. Platon her şeyde ölçünün “tanrı” olduğunu söyleyerek evrensel kural koyucu olan Allah’ın varlığına remizlerde bulunmuştur.
Sonuç olarak Platon, Felsefe’nin en keskin ayrım noktası olan materyalizm-idealizm ayrışmasında idealizm cephesinde kuvvetli bir şekilde yer tutmaktadır. Ancak en büyük hakikat aslında felsefenin hep ıskaladığı yerde yani ikisinin tam ortasında olan noktadadır. Diğer bir deyişle kâinatın var edicisinin kâinatı anlamaya çalışan insana yol gösterici olarak gönderdiği Peygamber ve kitapları ile onların doğru yorumcularının işaret ettikleri yerdedir.