Umut Yavuz

Umut Dünyası

Bir ahlak öğretmeni: KONFÜÇYÜS

Nisan7

Konfüçyüs’ü neredeyse dünyada tanımayan insan yoktur. Öyle ya da böyle herkes onun adını duymuş ve en azından söylediği bir sözle hayatının herhangi bir anında karşılaşmıştır. Peki günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış bu ismin bilgi çağı olan günümüzde bu denli tanınmasının sebebi nedir? BÜYÜK FİLOZOFLAR DİZİSİ Bir ahlak öğretmeni: KONFÜÇYÜS Konfüçyüs’ü neredeyse dünyada tanımayan insan yoktur. Öyle ya da böyle herkes onun adını duymuş ve en azından söylediği bir sözle hayatının herhangi bir anında karşılaşmıştır. Peki günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce yaşamış bu ismin bilgi çağı olan günümüzde bu denli tanınmasının sebebi nedir? Bu soruya cevap bulmadan önce dünyayı 2500 yıl kadar etkisi altına almayı başaran bu filozofu tanımaya çalışmalıyız. Batıda bilinen adıyla Konfüçyüs, Çin’deki orijinal ismiyle Kung-fu-tze(ya da Kung-fu-tzu… ‘Büyük usta Kung’ anlamına gelir) M.Ö 551 yılında Çin’in Shandong bölgesinde doğmuş ve M.Ö 479’da da yine burada hayatını kaybetmiştir. Konfüçyüs bir filozof ya da din adamından ziyade bir öğretmen ya da usta öğretici olarak anılabilir. Çin kültürünü 20. yüzyıla kadar büyük oranda etkisi altına almış ve yine bu zamana kadar da resmi din olarak bile kabul edilmiştir (Konfüçyüsçülük). Ancak o zannedilenin aksine din adamı değildir ve dinle ilgili çok konuştuğu söylenemez. Latinleştirilmiş ismiyle Konfüçyüs’ün öğretileri en genel manada bireysel ahlak, adalet, siyaset ve devlet idaresi ve de sosyal ilişkiler üzerinedir. Büyük sistemci filozofların aksine herhangi felsefi bir sistem kurmamış ve genel doğu pragmatizminin tipik bir örneği olarak öğretileri daha çok pratikler üzerine kurulmuştur. Konfüçyüs Çin’de birbiriyle sürekli savaşan beylikler döneminde dünyaya gelmiştir. Bu sebeple onun düşüncelerinde dünyayı düzeltmek ve tekrar bir düzen sağlamak gibi öğelere sıkça rastlanır. Büyük Çin hanedanında Konfüçyüs’ün fikirlerinden beslenen yüzlerce büyük devlet adamı yetişmesine rağmen, yaşadığı zaman diliminde Büyük Usta devlet yönetiminde fikirlerini uygulayacak bir pozisyon ya da fikirlerini uygulatacak bir devlet adamı arayışı ile ömrünü tüketmiştir. Bu bakımdan yaşadığı süre içerisinde pratikte pek başarılı olduğu söylenemez. Bir dönem Adalet Bakanlığı gibi bir göreve dahi gelebildiyse de Konfüçyüs, aşırı kuralcılığı ve otorite sevdası sebebiyle pek tutunamamıştır. Uzun bir dönem fikirlerini yaymak için beylik beylik dolaştıktan sonra, doğduğu topraklara dönen Konfüçyüs, tıpkı Yunanlı meslektaşları Aristo ve Platon gibi bir okul kurarak, öğrenci yetiştirmeye yoğunlaşmıştır. Konfüçyüs kronolojik olarak Buddha, Thales ve Pisagor gibi düşünürlerle aynı zaman diliminde yaşamıştır. Tıpkı o zamanda yaşamış akranları gibi, kendisinden elimize ulaşan herhangi bir metin yoktur. Düşünceleri öğrencileri ile yaptığı diyaloglarda tutulan kısa notlardan ibarettir. Bu diyaloglarda genellikle toplumsal ve ahlaki sorunlara değinir. O dünyadan kaçışı değil, dünyaya uyum sağlamanın yollarını arar. Bu sebeple de geleneklere sıkı sıkıya bağlıdır. Çin kültürünü bu denli etkilemesinin bir sebebi de budur heralde. Aynı şekilde Çin kültürünün dışa kapalı ve muhafazakar tutumu da eşgüdümlü olarak buna bağlanabilir. Konfüçyüs’ün fikirlerinin bir din olarak hayat bulmasındaki temel sebep, aslında bireysel ahlak ve sosyal ilişkilere verdiği önemdir. Öyle ki onun ahlak konusundaki bir çok öğretisi sanki kutsal metinlerden alıntı yapılmış gibi bir izlenim vermektedir. Bir örnek vermek gerekirse Konfüçyüs bir diyaloğunda, “Başkalarından beklentilerimiz, bizim başkalarına karşı davranışlarımız için mihenk taşı olmalıdır” şeklinde bir yaklaşım sergilemiştir. Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Konfüçyüs bir deyişinde şöyle der: “İnsan, söyledikleri ile yaptıkları arasında ne derece tutarlı olduğunu, kendi kapasitesine olan güvenini sorgulamalı ve daima kendini geliştirmek için gayret sarfetmelidir.” Bakın Konfüçyüs başka neler söylemiştir: • İyi insanlar olduğu gibi görünür, göründüğü gibi olur. • İyi insan kendisi bundan zarar görse bile doğruluktan vazgeçmez. • Faydalı insan odur ki boş durmayı sevmez, kişiliğini faydalı işlerle geliştirir. • İyi yönetici olmak için gereken beş doğru şunlardır: müsrif olmadan eliaçık olmak; gocunmadan çalışmak; haris olmadan istek duymak; mağrur olmadan rahat davranmak; ürkütücü olmadan saygın olmak. • İnsan davranışlarında her konuda ölçülü olmak müsrif ve kibirli olmaktan yeğdir. Ve daha bunlar gibi bir çok deyiş… Görüldüğü gibi Konfüçyüs’ün sözleri bir çok dini kaynakta buyurulan ahlaki ilkelerle birebir örtüşmektedir. Bundan dolayı bir çokları ona dinsel bir kimlik vermekte bir mahzur görmemişlerdir. Ancak şöyle bir ihtimali de göz ardı etmemek gerekir. Konfüçyüs’ün bizzat bir eser bırakmadığını daha önce söylemiştik. Onun görüşleri öğrencileriyle yaptığı diyaloglardan yapılan Analekt adlı derlemelerde bir araya getirilmiştir. Günümüz bilgi çağında da anlaşılmıştır ki; Konfüçyüs’ün bu görüşlerinin içine aslında kendisine ait olmayan bir çok düşünce karışmıştır. Yani ona ait zannedilen görüşlerin bir çoğu aslında kendisine ait olmayıp, zaman içinde onun olarak kabul edilmiştir. Bu hususta sağlıklı bir şey söylemek oldukça güçtür. Ancak genel olarak onun “iyi insan” olma yolunda bir takım ölçü ve ilkeler ortaya koymaya çalıştığı rahatlıkla söylenebilir. Peki bu düşünürün günümüz bilgi çağında bile sadece Uzak Doğu’da değil aynı zamanda Batı’da da etkili olmasının altında yatan temel sebep nedir? Bu soruya verilebilecek en güzel cevap yine sorunun içinde gizlidir. Zira Konfüçyüs bilgiye ve eğitime verdiği önemle dikkat çekmektedir. Gerçekten de deyişlerinde bilgi ve eğitime bir hayli vurgu yapmıştır. Örneğin bir deyişinde “İyi insan olmanın birinci şartı her koşulda bilgili ve eğitimli olmaktır.” demiştir. Bu konuda deyişlerinden bir çok örnek vermek mümkündür. İşte bilgi ve eğitimi yücelten sözlerinden bir kaçı: • Eğitimli insanın hedefi daima yüksek olur. Küçük işlerle küçük insanlar uğraşır. • Bilgi özgüveni, özgüven ise gücü getirir. • İyi erdemli insan öğrenmek için sürekli çaba içinde olur. • Güçlü olan sayıca kalabalık kitleler değil, eğitimli kitlelerdir. • Eğitimli insan ile eğitimsizin farkı şudur: birisi diğer insanlardaki iyi davranışları teşvik eder, diğeri ise tam tersini. • İyi liderler araştırmalarında bilimi ve düşünceyi ön plana çıkarır. Evet görüldüğü üzere Konfüçyüs bilgiye bir hayli önem veriyordu ve işte bu sır onu 2500 yıl boyunca etkili kılmıştır. Bu sebeple tarihteki en bilinen öğretmenlerden biri olmuştur. FELSEFİ MİRASI Konfüçyüs’ün felsefe dünyasına bıraktığı miras düzinelerce hikmetli sözden ibarettir. O ne bir sistem kurmuş, ne de hayat ve varlık üzerine derin düşüncelere dalmıştır. Tek yaptığı sadece ve sadece hayatın pratikleri üzerine genel yarar sağlayacak ve herkesin bir çırpıda ‘evet’ diyebileceği özdeyişler söylemekti. Böylece felsefenin pratik hayat üzerindeki etkisizliğinin dışında kalmış ve bir filozoftan çok bir ahlak öğretmeni pozisyonunda kalmıştır. Doğu mistisizminin ruhun ölümsüzlüğüne olan inancı sayesinde de ölüm, ölümden sonraki hayat ve hayatın amacı gibi sorunlar ilgi alanı dışında kalmıştır. ELEŞTİRİ Konfüçyüs felsefi gelenek bakımından hayat, varlık ve bilgi sorgulamalarından uzak durmuştur. Bu sebeple de “iyi insan” olmak için gerekli bir çok şeyi sıralarken, Bediüzzaman Said Nursi’nin de belirttiği insanın sorması gereken üç önemli soruya hiç cevap aramamıştır: “Bu dünyaya nereden geldik, nereye gidiyoruz ve gelişimizdeki amaç nedir?”… İşte tam da bu sebeple Konfüçyüs’ün düşüncelerini baştan sona okuyan bir insan belki de “iyi bir insan ya da iyi bir yönetici” olmak için gereken bazı sırları elde edebilir ancak cevabını bulması gereken asıl soruda takılıp kalır: Peki ama neden!!!?

posted under Felsefi Yazılar

Email will not be published

Website example

Your Comment: