<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Umut Yavuz &#187; ortadoğu</title>
	<atom:link href="http://umutyavuz.net/etiket/ortadogu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://umutyavuz.net</link>
	<description>Umut Dünyası</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jul 2010 00:39:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Şen olasın Halep şehri&#8230;</title>
		<link>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/sen-olasin-halep-sehri.html</link>
		<comments>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/sen-olasin-halep-sehri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 15:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Umut Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seyahatlerim]]></category>
		<category><![CDATA[halep]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umutyavuz.net/yeni/?p=48</guid>
		<description><![CDATA[
Sınırı geçtikten yarım saat sonra Halep’e varıyorsunuz. Sınırı geçmek demişken, sınırlar konusunda dilimizde hep bir “keşke” ve hep bir “ah” dolanıyordu. Ceddimizin at koşturduğu bu mekanlara bugün birer ecnebi gibi duhul etmek yüreğimize dokunmuyor değildi. Ecnebi diyorum çünkü pasaportları mühürletmek için beklediğimiz sıranın önünde Arapça “Ecnebiler” yazıyordu. Diğer kısımda ise “Araplar” ifadesi vardı. Müslüman bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-442" title="32a_0359" src="http://umutyavuz.net/wp-content/uploads/32a_0359-200x300.jpg" alt="32a_0359" width="200" height="300" /></p>
<p>Sınırı geçtikten yarım saat sonra Halep’e varıyorsunuz. Sınırı geçmek demişken, sınırlar konusunda dilimizde hep bir “keşke” ve hep bir “ah” dolanıyordu. Ceddimizin at koşturduğu bu mekanlara bugün birer ecnebi gibi duhul etmek yüreğimize dokunmuyor değildi. Ecnebi diyorum çünkü pasaportları mühürletmek için beklediğimiz sıranın önünde Arapça “Ecnebiler” yazıyordu. Diğer kısımda ise “Araplar” ifadesi vardı. Müslüman bir Türkiyeli olarak Ecnebiler adı altında sıraya girmek ağrımıza gitmişti. Ecnebi aslında Arapça’da &#8220;Yabancı&#8221; anlamına gelmekteydi. Bunun İngilizcesi de “Foreigners” demek oluyordu. Bizde bilinen baskın anlamı ise gayri Müslim’dir. Biz de kurallar gereği bir nevi Müslüman ecnebiler olarak hep o sıraya girdik.<span id="more-48"></span><br />
Sınırı geçmekle ilgili aklımızda kalan diğer bir nükte ise bir dikenli telin ne çok şeyi değiştirebildiğiydi. Zira Hatay’ın Reyhanlı ilçesinden, Suriye topraklarına geçtiğimiz anda dünya birden değişiverdi. Gerçi dağ, taş, toprak yine aynıydı ancak, lisanlar, yazılar, kıyafetler, mimarî, insanlar ve dolayısıyla kültür dokusu birden bire değişivermişti. Bundan 60 yıl öncesinde yaşanan ayrılığın halbuki çok zaman geçmemesine rağmen inanılmaz ölçüde kültür farklılığına yol açtığına şahit olduk. Gerçekten Türkiye’de büyük inkılaplar olmuş, harfler, lisanlar, kılıklar ve kıyafetler değişmiş, asırlardır bir arada olduğumuz bu insanlardan alabildiğince uzaklaşmış ve yabancılaşmışız. Demek ki az evvel küçümsediğimiz dikenli teller gerçekten vazifesini yapmış ve insanları birbirlerine yabancı kılmayı başarmış. Evet biz sınırı geçerken bu gerçekler de bir bir zihinlerimizden geçiyor ve çoğu zaman beyin hücrelerimize sertçe çarparak bizleri sarsıyor.<br />
Nihayet Halep’e vardığımızda hava neredeyse kararmak üzereydi. Derhal geceyi geçirecek bir otel bulmamız gerekiyordu. Halep’te birkaç günlük işimiz vardı. Ortadoğu’da ilk görüntülenecek Mevlevihane Halep Mevlevihanesi olacaktı. Daha sonra ise yine Suriye’de bulunan Hama, Humus ve Şam Mevlevihanelerini çekecektik. Tabii bu arada bu güzel şehirlerde gezilebilecek bütün mekanları da gezmek ve sizler için fotoğraflamak niyetindeydik.<br />
Halep’te kalacağımız oteli bulmamız pek zor olmadı. Zira biz otel ararken, Halepli Ahmed adlı bir genç bize yardım edebileceğini söyledi. Ertesi gün de Halep Mevlevihanesini bulmak üzere otelden ayrıldık ve birkaç kişiye sorduktan sonra Mevlevihaneyi bulduk. Mevlevihane halk arasında Camiul Mevleviyye ismiyle biliniyor. Çok sevecen insanlarla dolu bir mekan. Şu anda cami olarak kullanılıyor. Halep Konsolosluğunun girişimleriyle restore edilmiş. Mevlevihane’de bir mevlevihanede olması gereken her şey, yani semahane, matbah, hamuşan gibi her birim mevcut. Camide karşılaştığımız ve aslen Şanlıurfalı olan insanlar bizlere çok yardımcı oldular. Kendilerinden burada Türklerin çok sevildiğini öğreniyoruz. İleriki günlerde bunu kendimiz de anlayacaktık zaten. Nitekim Suriye’de Türk olduğumuzu söylediğimiz herkes çok içten ve sevgi dolu bir tavırla Ehlen ve Sehlen deyiveriyor. “Ehlen ve Sehlen” Arapça’da “Hoş Geldiniz, sefalar getirdiniz” mealinde bir hoşamedi cümlesi.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-443" title="33a_0358" src="http://umutyavuz.net/wp-content/uploads/33a_0358-300x200.jpg" alt="33a_0358" width="300" height="200" /><br />
Mevlevihanedeki çekimlerimiz sırasında yanımıza Muhammed isminde bir genç yaklaştı. Ve çok temiz bir Türkçe ile konuşmaya başladı. Önce Türkiyeli olduğunu düşündüğüm bu gencin Suriyeli Türkmenlerden olduğunu öğrenince çok şaşırdım. Zira Türkçelerinin bu kadar bizimkine benzeyeceğini beklemiyordum. Muhammed 8 çocuk babası, 35 yaşında bir Türkmen. Muhammed ile tanıştıktan sonra Suriye’de 2 milyon kadar Türkmenin yaşadığını öğreniyoruz.<br />
Türkmenler çok hızlı çoğalıyorlar. Nitekim Halep’e 40 km yakınlarda bir Türkmen köyünün hikayesi bizlere anlatıldığında bu Türkmenlerin 70-80 yıl önce bu bölgeye 20 kişilik bir kafile olarak hayvanlarıyla geldiklerini, ani bastıran kar yağışı neticesinde hayvanlarının telef olması sonucu da buraya yerleştiklerini öğreniyoruz. Şu anki nüfusları ise 1500 ile 2000 arasında ve hepsi de öz Türkmen. Sadece kendi aralarında evleniyorlar. Öyle ki kadınlarının bir kısmı Arapça’yı dahi öğrenmemiş, sadece ticaret için şehre gelen erkekler Arapçayı biliyorlar.<br />
Mevlevihanede tanıştığımız Türkmen Muhammed bize Halep’i gezdirebileceğini söylediğinde çok sevinmiştik. Zira her yeri çok iyi biliyordu. Ayakkabıcılıkla uğraştığını söyleyen Muhammed –ki Suriye’de Türkmenlerin büyük çoğunluğu ayakkabı işi yapıyormuş-, anlaşılan boş zamanlarında da turist rehberliği işi yapıyordu. Biz de bu teklifine çok sevindik, çünkü şehri kendi başımıza gezmemiz çok güç olurdu. Muhammed ile birlikte Halep’in en önemli yerlerine gittik.<br />
Bir gün Halep’e giderseniz mutlaka bir Türkmen de sizi bulup gezdirmek isteyecektir. Onlara güvenip, basit bir ücret mukabilinde beraber şehri gezebilirsiniz.<br />
Halep Kalesi<br />
Kale, Halep’in en önemli yerlerinden biri. Şehirden 50 metre yükseklikte olan kale 13. yüzyılda Seyf El Devle El Hamadani tarafından inşa edilmiş. Muazzam bir kale ve etrafında derin hendekler olan güvenli bir sığınak. Eskiden o hendeklerde timsahlar olduğu bile söyleniyor. Nitekim çokları kaleyi fethetmeye çalışmış da muvaffak olamamış. Kalenin yüksek surları ve su dolu hendekleri arasında can veren en önemli şahsiyetlerden biri Kutalmışoğlu Süleyman Şah’dır. Süleyman Şah’ın türbesi Halep kalesinin arka burcunun tam karşısında Seyyid Nesimî’nin türbesiyle aynı mekanda bulunuyor. Yıllara rağmen kale sapasağlam ayakta duruyor. Kalenin içi de adeta bir şehir gibi. Bir şehirde olması gereken her şey var: cami, hamam, medrese vs.. Ayrıca bir de zindanı var ki, içinde beş dakika durmamıza rağmen ruhumuza öyle bir sıkıntı ve korku verdi ki, Necip Fazıl’ın “Zindanda dakika farksızdır aydan” mısraları dilimize dolanıverdi. Zindanın içinde bir de “kan kuyusu” vardı ki, idam edilenlerin kanları buraya akıtılıyordu. Kalenin yaşayan hali gözlerimizin önünde canlandı birden, niceleri burada yaşamış, niceleri de ruhlarını bu kan kuyularında ve karanlık zindanlarda kaybetmişlerdi.<br />
Halep kalesinden sonra en önemli yapılardan biri olan ve rivayete göre içinde Hz. Zekeriyya’nın (as) türbesinin bulunduğu Umeyyed Camisine gittik. Şam’daki büyük ve ünlü Emeviye Camisine benzeyen bu cami şehrin kalbinin attığı yerlerden biri. Şehrin diğer önemli mekanı ise Halep Kapalı Çarşısı. Ortadoğudaki en uzun çarşı olduğu söylenen ve uzunluğu 10 km’yi bulan bu çarşıda genel olarak turistik eşyalar ile baharat ve attariye ürünleri ve de çeyizlikler satılmakta.<br />
Halep’te bize yol arkadaşı olan Muhammed’den, bizi eskiden Caber kalesinde bulunan Süleyman Şah’ın kabrine götürmesini istedik. Süleyman Şah Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’nin dedesiydi ve Caber Kalesinde Türk Mezarı olarak bilinen bir yerde gömülü bulunuyordu. Türk Mezarının başında bir grup Türk askerinin nöbet bekliyor olması ve Suriye içinde Türk Bayrağının dalgalandığı bir mekan olması hasebiyle bizim için önem taşıyordu. Halep’e 110 kilometre mesafede Fırat nehrinin kenarında  kendisi için ayrılan yeni yerine taşınan Süleyman Şahın kabrini ziyaretimiz orada bulunan Türk askerlerini de sevindirdi. Yeni yeri diyoruz çünkü Caber kalesi baraj suları altında kalınca ona Fırat kenarında yeni bir yer tahsis edilmiş. Fırat’ın kenarı isabet olmuş çünkü, rivayete göre Süleymanşah Urfa taraflarında bulunduğu sırada Fırat nehrini geçerken boğularak ölmüş ve cesedi Caber kalesine defnedilmiştir.<br />
Türk Mezarında bulunan toplam 10 askerimiz çok rahat olduklarını söylediler. Gerçi kendilerine ayrılan mezar alanından çıkma şansları yokmuş ama böylesine önemli bir şahsiyetin mezarı başında durmak onların gurbette geçen sıkıntılarını atmaları adına mühim bir motivasyon kaynağı oluyor. Türk Mezarının dış güvenliğini Suriyeliler sağlıyor. İç güvenliğinden ise Türk askerler sorumlu. Bu sebeple içeriye girmek için 200 metre uzaklıktaki Suriye karakolundan izin almanız gerekiyor. Türk askerlerin asıl görev yerleri Şanlıurfa imiş, her ay başında yeni bir birlik 1 aylığına geliyor ve görevi devralıyor. Bütün malzemelerini yanlarında getiriyorlar ve 1 ay boyunca dışarı çıkma gereği duymuyorlarmış.<br />
Bu büyük şahsiyetin mezarında dua edip askerlerimizle de sohbet ettikten sonra Türk Mezarından ayrıldık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/sen-olasin-halep-sehri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu seyahati böyle başladı&#8230;</title>
		<link>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/ortadogu-seyahati-boyle-basladi.html</link>
		<comments>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/ortadogu-seyahati-boyle-basladi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 20:40:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Umut Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seyahatlerim]]></category>
		<category><![CDATA[ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[seyyah]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umutyavuz.net/yeni/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[Kültür Bakanlığının 2007 Dünya Mevlana Yılı Dünya Mevlevihaneleri Belgesel Projesinin Orta Doğu ayağını yürütmek üzere profesyonel bir çekim ekibiyle birlikte Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail ve Mısır’ı kapsayan ve 20 günden fazla süren bir seyahate çıktık. Hudut kapılarında yaşadığımız sıkıntılar sebebiyle beklediğimizden uzun süren seyahatimizde muhteşem Orta Doğu coğrafyasını, kadim medeniyetlerin muazzam eserlerini ve günümüz zalimlerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kültür Bakanlığının 2007 Dünya Mevlana Yılı Dünya Mevlevihaneleri Belgesel Projesinin Orta Doğu ayağını yürütmek üzere profesyonel bir çekim ekibiyle birlikte Suriye, Lübnan, Ürdün, İsrail ve Mısır’ı kapsayan ve 20 günden fazla süren bir seyahate çıktık. Hudut kapılarında yaşadığımız sıkıntılar sebebiyle beklediğimizden uzun süren seyahatimizde muhteşem Orta Doğu coğrafyasını, kadim medeniyetlerin muazzam eserlerini ve günümüz zalimlerinin istibdat altında inlettiği mazlum Orta Doğuluları görme imkanı bulduk. Gezimizin kayda değer şehirleri Halep, Şam, Beyrut, Kudüs ve Kahire’ydi. Her biri muhteşem geçmişimizle ilgili inanılmaz güzellikte eserler barındıran bu şehirler, bu coğrafyanın üzerleri tozla kaplanmış birer pırlantası gibiydiler. Zira her biri hala gözlerimizde ve yüreklerimizde ışıl ışıl parlıyorlar. Bediüzzaman’ın tabiriyle üzerlerindeki cehalet, zaruret ve ihtilaf tozlarını silkelediklerinde ve istibdat duvarları yıkıldığında inşallah her biri insanlık aleminde birer abide gibi yükselecektir. Çünkü bu coğrafyanın köklerinde barındırdığı yüksek medeniyet ve kültür birikimi bir gün elbet kendini gösterecek ve Peygamberlerin mekânı Orta Doğu yeniden şahlanacaktır.<span id="more-46"></span><!--more--></p>
<p>Orta Doğu’da nereye adım atarsanız ya geçmişten kalan muhteşem bir eserle, ya bir Peygamber kıssasıyla ya da İslam kültüründe yer etmiş muhteşem alimler, sanatçılar veya devlet adamlarıyla karşılaşıyorsunuz. Diğer deyişle burası bir açık hava müzesi adeta. Yazımızın ilerleyen bölümlerinde bu güzel ülkeleri ve kadim şehirleri anlattıkça siz de ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Sözü fazla uzatmadan yol hikayemizi anlatmaya başlayalım.<br />
Haziran ayının sıcak bir gününde Cilvegözü Sınır Kapısından Suriye’ye geçmek amacıyla memleketim Antakya’ya vardık. Ekibimizde profesyonel fotoğrafçılar İbrahim Dıvarcı, Feyzi Şimşek ve Ahmet Kuş ile yazar Ahmet Efe bulunuyordu. Yasin Suresinin 13. ayetinden itibaren hikayesi anlatılan Allah dostu Habib’ün Neccar’a selam vermeden Antakya’dan geçmek istemedik. Zira Habib’ün Neccar bulunduğumuz beldenin en önemli şahsiyetiydi. Rivayete göre kendilerine Allahın elçileri gönderilen belde halkı bunları yalanlamış ve kovmak istemişler de o beldede yaşayan alim bir zat olan Habib’ün Neccar bu elçilere inanmış ve şehir halkını da bunlara uymaya çağırmıştır. Ancak küfürleri kalplerini mühürlemiş bulunan belde halkı Habib’ün Neccar’ı da taşlayarak öldürmüşler ve ardından bu Allah dostu zat Yasin suresinde zikredilen ve tarihe geçecek şu cümleleri sarfetmiştir: “Keşke kavmim de Rabbimin beni affettiğini ve ikram edilenlerlerden kıldığını bilselerdi”.<br />
Antakya’da Habib’ün Neccar’ın türbesi ve bu türbenin yanında da Yavuz Sultan Selim döneminde yapılan bir cami bulunuyor. Söz konusu türbe adını bu zattan alan Habib’ün Neccar Dağının eteklerinin sona erdiği yerde, eski Antakya’da yer alıyor.<br />
Bu aziz Allah dostunu ziyaretimizin ardından Hıristiyanlar için çok önemli bir anlam ifade eden ve dünyanın ilk kiliselerinden biri olarak bilinen Saint Pierre kilisesine de uğramak istiyoruz ancak Kilise ziyarete kapalı olduğundan dışardan bakıp, Cilvegözü’ne doğru yol alıyoruz.<br />
Cilvegözü Antakya’ya 40 kilometre uzaklıkta bulunan Reyhanlı ilçesinde yer alıyor. Hududa yaklaştıkça heyecanlanıyor bir yandan da zor olacağını tahmin ettiğimiz sınır geçişleri sebebiyle ister istemez tedirginleşiyoruz. Seyahatimizin büyük kısmında yol hikayelerinin büyük çoğunluğu hudut hikayelerine döndü aslında. Zira hudutlarda insanlara çektirilen sıkıntılar öyle inanılmaz derecelere varıyordu ki insan ister istemez sürekli bundan bahsediyor ve aklı ve havsalası bu denli zulmü kaldıramıyordu. Nitekim Cilvegözü sınır kapısında gerek Türkiye tarafında gerekse Suriye tarafında çeşit çeşit sıkıntılar bizleri karşıladı. Uzayan prosedürler, sürekli etrafınızda dolaşıp güya yardım etmek isteyen iş takipçileri, kalabalık ve sıcağın üstüne bir de gümrük tesislerinin perişaniyeti ve bakımsızlığı eklenince, hele bir de prosedürleri gerçekleştirmekte kimsenin yol göstermeyişi, görevli memurların bile adeta iş takipçileriyle ortak çalışıyormuşcasına işinizi zorlaştırmaları ve yokuşa sürmeleri de adeta tuz biber oluyordu. Nihayet Türk tarafında işlemlerimizi tamamlayıp, tampon bölgeden Suriye kısmına geçince asıl cümbüşün ortasına düştüğümüzü hissettik. Zira Suriye tarafında da sınırı geçmek isteyenlere yapılan eziyetler ayyuka çıkıyordu. Bu içler acısı manzara eşliğinde Suriye’ye girerken içimden “Eyvah, yoksa seyahatimizin geri kalanında da hep böyle acı dolu sahnelerle mi karşılaşacağız” diye içimden geçirdim. Ancak Önce Halep, sonra ise Şam bu izlenimlerimizi bir bir olumluya çevirecekti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/ortadogu-seyahati-boyle-basladi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
