<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Umut Yavuz &#187; hama</title>
	<atom:link href="http://umutyavuz.net/etiket/hama/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://umutyavuz.net</link>
	<description>Umut Dünyası</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Jan 2012 16:10:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2</generator>
		<item>
		<title>Hama ve Humus durakları</title>
		<link>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/hama-ve-humus-duraklari.html</link>
		<comments>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/hama-ve-humus-duraklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 08:55:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Umut Yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Seyahatlerim]]></category>
		<category><![CDATA[hama]]></category>
		<category><![CDATA[humus]]></category>
		<category><![CDATA[suriye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://umutyavuz.net/yeni/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Halep’teki işlerimizi bitirdikten sonra Hama’ya doğru yol almaya başladık. Hama yolunda en önemli mekan Halife Ömer bin Abdulaziz ve eşinin kabirlerinin bulunduğu türbe ve camiydi. Hama’ya varmadan 40 km önce küçük bir köyde bulunan bu mütevazi kabri gördüğümüz zaman, Ömer bin Abdülaziz’in ne kadar büyük bir şahsiyet olduğunu yeniden anlamış olduk. Hulefa-i Raşidin’den olan ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Halep’teki işlerimizi bitirdikten sonra Hama’ya doğru yol almaya başladık. Hama yolunda en önemli mekan Halife Ömer bin Abdulaziz ve eşinin kabirlerinin bulunduğu türbe ve camiydi. <span id="more-50"></span>Hama’ya varmadan 40 km önce küçük bir köyde bulunan bu mütevazi kabri gördüğümüz zaman, Ömer bin Abdülaziz’in ne kadar büyük bir şahsiyet olduğunu yeniden anlamış olduk. Hulefa-i Raşidin’den olan ve 4 büyük halifeden sonra 5. halife olarak anılan bu büyük şahsiyetin mezarının yanı başında onu çok seven eşi Fatıma bulunuyor. Aynı yerdeki üçüncü mezarın kime ait olduğunu türbedara sorduğumuzda ise bize çok güzel bir olay anlatıyor. Türbedarın anlattığını göre büyük hükümdar Selahaddin Eyyubi bu mübarek mekana geldiğinde oradan ayrılmak istememiş ve mezarların bekçisi olmak istediğini dile getirmiş. O sırada oranın bekçiliğini yapan zatı bu önemli vazifeyi ifa ettiği için ödüllendirmek istemiş ve türbedarın vefat ettiği zaman Ömer bin Abdülaziz ve eşinin yanıbaşına gömülmesini emretmiş. Böylece bu bahtiyar zat ölümünden sonra buraya defnedilmiş. Türbedar bize bu hikayeyi anlattıktan sonra kendisine Selahaddin Eyyubi’nin bile can attığı bu önemli görevi devam ettirdiği için teşekkür ettik. Kendisinin bizlere ikram ettiği bir yudum “Mırra”yı zorlukla içerken, anlattığı tatlı hatıra ile daha bir keyiflendik. Zira mırrayı içmek öyle herkesin harcı değil. Mırra Suriye’nin geleneksel kahvesi. Bildiğimiz kahvenin en acı ve en koyu hali. Öyle ki sadece kahve fincanın dibince bir yudum olarak ikram ediliyor. Ancak bizim için bu bir yudum bile yeterince acı ve içilmesi zor bir hal alıyor. Neyse ki fazlası için ısrar etmiyorlar ve biz de birer yudum alıp oradan ayrılıyoruz.<br />
Hazır yeri gelmişken Suriye’de yaşadığımız bir kahve hatırasını daha aktarmış olayım. Humus’ta konuk olduğumuz bir Mevlevi ailesinin evinde bizlere kahve ikram etmek istediler. Kahvelerimizi nasıl istediğimiz sorulunca mırra gibi acı bir kahve geleceğinden endişe ederek çok şekerli kahve istedik. Bunun üzerine evin yaşlı hanımının “İşte şimdi Türk olduğunuzu ispat ettiniz” demesi bizleri sıcak tebessümlere sevketti. Zira orada “Türkler kahveyi şekerli içer” gibi bir görüş hakimmiş. Mırra içmek yerine şekerli tercih ettik biz de. Bu arada Suriye’deki her insan gibi bu aile de bizlere çok çok sıcak davrandılar. Hatta köklerinin Türklere dayandığını gururlanarak söylediler. Sonradan öğrendik ki Suriye’de bir çok insan köklerinin Osmanlıya dayandığını gurur duyarak söylüyormuş. Bu izlenimler bizleri çok memnun etti haliyle.<br />
Hama’ya vardığımızda akşama doğruydu, önce belediyeye uğradık. Hama ile Konya’nın Selçuklu Belediyesi kardeş şehirler. Dolayısıyla Selçuklu Belediyesinden bizlere emanet edilen selamları sahiplerine ilettik. Hama’da bize Belediye Eski Eserler Müdürü Muhammed Eymen ve öğrenimini Türkiye’de İTÜ’de yapmış olan ve akıcı Türkçe bilen Muhammed Talal eşlik ettiler.<br />
Hama değirmenleri ile ünlü bir şehir. Şehirde tam 19 adet büyüklü küçüklü değirmen bulunuyor. Şehrin tam ortasından Asi Nehri geçiyor. Eski Hama da bu nehrin arka kısmında yer alıyor. Şehir tamamen restore edilmiş. Turizm cevherinin farkına varmış yani. Bunda eski eserler müdürü Muhammed Eymen’in payı büyük. İnşaat Mühendisi olan Eymen, şehirdeki bütün yapıları belediyenin kaynaklarından restore ettiklerini, daha sonra ise mülk sahiplerinden bu paraları uygun taksitlerle tahsil ettiklerini söylüyor. Durum böyle olunca restorasyon mekanizması tıkır tıkır işliyor. Ve 1980’lerde yaşadığı bir iç savaştan büyük bir yıkımla çıkan Hama şehri, bu çabalar sonucunda yeniden diriliyor ve savaşın bütün kötü izleri siliniyor. Hama’da böyle bir işlem yapılması belki Baas rejiminin Hama katliamını örtbas etmek ve unutturmak için bulduğu bir yöntem ama en azından şehri yeniden diriltmeye yaramış. Bilenler bilir Hama Suriye’de İslami hareketin en güçlü olduğu şehirlerden biridir. Bu özelliği dolayısıyla Hama şehri 1982 yılında büyük bir katliama şahit oldu. Hafız el- Esad&#8217;in kardeşi ve zamanın genelkurmay başkanı Rıf&#8217;at el-Esad, Şubat 1982&#8242;de bir gece vakti Hama&#8217;ya havadan ve karadan saldırı düzenledi. Saldırıya katılmak istemeyen askerlerin çoğu anında idam edildiler. Bazıları da Müslümanlar tarafına geçtiler. Birkaç gün devam eden Hama katliamında yaklaşık kırk bin Müslüman şehit oldu. Şehir adeta bir harabeye döndü.<br />
Bugün Hama’da bu olaydan hiç kimse bahsetmek istemiyor. Bahsetmek zorunda kaldığı zaman ise kulağınıza eğilerek, kısık bir sesle “80’lerdeki olaylar zamanında” demekle yetiniyor.<br />
Baskıcı rejimler bütün Orta Doğu’da olduğu gibi Suriye’de de hayatı çekilmez hale getiriyor ve korkutma yöntemi ile varlıklarını devam ettiriyorlar.<br />
Hama’da bir çok tarihi eseri gezdikten sonra şehirden ayrıldık. Bu arada Kasrı Azm isimli bir sarayı gezerken içeride film çekimi olduğunu gördük. Bir süre oturup film çekimlerini izledik. Arap ülkelerinde televizyonculuk ve sinema çok gerilerde. Bunu Arap kanallarını izlerken çok iyi anlıyorsunuz. Yayınlar çok kalitesiz. Çok da mühim değil belki ama bu açıdan Türkiye’yi epey bir geriden takip ettikleri söylenebilir.<br />
Hama’dan sonra Humus’a gidiyoruz. Humus’ta pek gezecek bir yer yok aslında. Ancak orayı cazibedar kılan öyle biri var ki, sırf o sebeple Humus’a gidilir. Büyük sahabi Halid Bin Velid’den bahsediyorum. Evet Halid bin Velid ve oğlu Humus’ta kendileri adına yaptırılmış büyük bir camide yatıyorlar. Bu büyük mücahid sahabinin ölmeden önce söylediği hazin sözlerin yazılı olduğu bir anıt da, caminin avlusunun hemen dışındaki alanda bulunuyor. Bu iki zatın hemen karşısında ise Büyük Halife Hz Ömer’in oğlu Abdullah’ın yer aldığı söyleniyor.<br />
Hama ve Humus’ta Mevlevihanelerden eser kalmamış ne yazık ki. Her ikisi de yıkılmış. Ancak orada yaşayan ve eski yerlerini bilen Mevlevi ailelerle görüşerek ve eski resimlerini bularak bu iki şehirden ayrılıyoruz. Bir sonraki menzilimiz ise Suriye’nin kalbi Şam.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://umutyavuz.net/seyahatlerim/hama-ve-humus-duraklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

