DENEMELER

BİLİMİN CEVAPLAYAMADIĞI 125 SORU

29 May , 2014  

Geçtiğimiz yüzyıl bilimin büyük atılımlarına sahne olmuştu. Hatta çoğu insan artık kâinatı, varlığı ve de hayatı tanımlamada bilimin, dinlerin yerini alacağını savunmaya başlamıştı. Onlara göre bilimin cevabını bulamayacağı ve açıklayamayacağı şey yoktu. Nitekim son yüzyıldaki olağanüstü gelişmeler de böyle bir kanaati büyük ölçüde destekleyecek nitelikteydi. Sosyologlar bundan böyle modern insanın hayatında dinin gittikçe önemini yitireceğini ve insanoğlunun varlık ile ilgili sorularına ve muammalarına pozitif bilimlerin yeterli ve gerekli cevabı bulabileceğini iddia etmekteydiler. İnsanlık tek tek büyük keşiflere ve icatlara imza atıyor, akla hayale sığmayacak başarılar elde ediyordu. Ancak bilimin ve teknolojinin hızla ilerlediği bu harikulade dünyada bir yandan işler gittikçe karmaşıklaşıyordu. Çünkü insanlık büyük bir manevi boşluğa sürükleniyor ve bu boşluk içinde kendini sarhoşluğa veriyordu. Ölüm gerçeği her geçen gün keyifleri biraz daha kaçırıyor, ayrıca dünya hırsı da büyük savaşlara ve zulümlere sebep oluyordu. Büyük umutlar bağlanan insan ömrünü uzatma, yaşlandırmayı geciktirme (anti-aging) ve belki ölümsüzlüğü bulma denemeleri başarısızlıkla sonuçlandıkça dünyaya meftun olan modern insan adeta bir kaosa doğru hızla yol alıyordu. Nitekim sosyologlar yanılmıştı. Bu bunalımdan çıkmaya çalışan insanoğlu yeniden inanca sarılmış ve son yıllarda dinin toplumsal hayattaki önemi yeniden arttı. Yeni bin yılın dinin yükseliş yılı oluyordu.

Peki çok güvenilen bilime ne olmuştu? Bilim, varlığı ve hayatı sebeplere dayanarak tek başına açıklayabileceğini sanıyordu. Yaratılışı reddediyor ve kâinatın tamamen bilimsel kaideler ile var olduğu ve süregeldiğini iddia ediyordu. Kıyameti de reddediyordu fakat dünyanın giderek yaşlandığı ve bir gün gelip de yok olacağı hakikati bilimsel çevrelerce dile getirilmeye başlanınca herkesi yeniden bir korku sardı. Görüldü ki insanoğlunun zihnini meşgul eden ve kendisiyle alakalı olan soruları cevaplandırmakta bilim tek başına yetersiz kalmaktaydı. Nitekim dünyaca ünlü bilim dergisi Science Magazine, 125’inci yıldönümü sebebiyle henüz geçtiğimiz Temmuz ayı boyunca günümüzde bilimin hâlâ cevabını bulamadığı 125 temel soru hakkında yayınladığı makalelerle ilginç bir gerçekliğe dikkatleri çekmiş oldu. Science Magazine’in yaptığı bu çalışma bir nevi itiraf niteliğindeydi. Bilim tek başına, kâinat ve insanlık ile ilgili muammalarda aciz kalıyordu.

Science Magazine’de bilimin cevabını bulamadığı 125 soru ile ilgili onlarca makale yayınlandı. Şimdi sizinle bu soruları ve kısa açıklamalarını paylaşmak istiyorum. Dileyenler Science Magazine’in internet sitesinden de bu sorulara ve ilgili makalelere İngilizce olarak ulaşabilirler (www.sciencemag.org). Peki neydi bu sorular? Saygın bilim adamları tarafından 125 tane temel soru belirlenmiş. Burada hepsinden tek tek bahsetmek mümkün değilse de en önemlilerinden kısaca söz edeceğiz. Mesela bu sorulardan biri “Dünyada hayat nasıl ve nerede ortaya çıktı?” olarak belirlenmiş. Halihazırda uzay çağında insanlık bilim diliyle bu soruya cevap bulamamış bir halde. Bir diğer soru ise “Bilincin yani şuurun biyolojik menşei nedir?” şeklinde. Özellikle insanlarda var olan bilinç mekanizmasının biyolojik olarak tatmin edici bir açıklaması bilim adamları tarafından yapılamamakta. Diğer bir soru ise “Kâinatta yalnız mıyız?” sorusu. Bilim adamlarına göre bu soruya bilim diliyle cevap bulmak mümkün görünmüyor, çünkü kâinatta yalnız olup olmadığımızı anlamak için kâinatın her yerini karış karış gezmemiz gerekecek ki; bu da imkânsız olarak kabul ediliyor. Bilim adamlarının kafasını kurcalayan diğer bir nokta ise, biyoloji biliminde günden güne verilerin zenginleşmesi meselesi. Her gün hayat ve canlılarla alakalı yepyeni bir bilgi elde ediliyor ve işte bu noktada can alıcı soru geliyor: Bu kadar büyük biyolojik veri okyanusu içinde canlılığın temel mekanizmasına ve hayatın sırrına dair tılsımlı cevabı nasıl bulacağız? Yani hayatın sırrı nedir? Yine biyologların kafasını kurcalayan bir soru da “Hangi genetik değişiklikler bizi ‘insan’ yaptı?” sorusu. Evet yaradılışı inkâr eden bilim, insanın nasıl olup da ve hangi dönüşümlerle meydana geldiğini cevaplayamıyor. Bu konuda makale yazan uzmanlardan Elizabeth Culotta “Gen haritalarının çıkarıldığı bir çağdayız, ancak henüz yeni farkına vardık ki ‘modern insanı’ ‘modern insan’ yapan aslında genlerden daha ötede bir şey, ancak bunu açıklayamıyoruz” diyerek bu konuda çaresizliklerini ortaya koyuyor. “Türlerin çeşitliliğini belirleyen nedir?” sorusuna cevap arayan Elizabeth Pennisi ise, DNA üzerinde yaptıkları harikulade araştırmalardan bahsettikten sonra her şeye rağmen en önemli soruya cevap bulamadıklarını ifade ediyor ve bunu şöyle açıklıyor: “Bütün her şeyin merkezinde yer alan temel soru şu ki; bütün bu komplike özellikler nasıl oldu da bir araya geldi ve bir insanı teşkil etti? Bu soruya çok çok uzun zamanlar daha cevap bulamayacağız gibi görünüyor…” Ayrıca Pennisi makalesinin devamında hayretini gizleyemiyor ve, “Sayısız bitki, hayvan ve organizma türü denizi ve karayı kaplamış durumda, dünyanın işleyişine hepsinin belli bir katkısı var. Türler arasındaki enerji dönüşümünü sağlıyorlar. Bunların işleyişini tamamen biliyor gibiyiz. Fakat bu kadar sayısız türdeki organizma ve hatta mikroorganizmaların nasıl oluyor da bir bütünlük ve ahenk içinde çalıştıkları ve enerji ve besin zincirini eksiksiz ve aksatmadan yürüttüklerini anlayamıyoruz. Bu çeşitlilik ve düzen bizim için gerçek manada bir gizem ve sırdır” diyerek bu sorular karşısında suskunluklarını ifade ediyor.

Olağanüstü dengeler

“Kâinatın ham maddesi nedir?” başlığı altında bir makale yazan Charles Seife’nin ise evrenin yapısı hakkındaki şu görüşleri bir hayli ilginç: “Yapılan araştırmalar gösteriyor ki evrenin sadece %30’u madde dediğimiz şeyden oluşuyor. Geri kalan kısmı ise bizim karanlık enerji (dark energy) dediğimiz gizemli bir anti-çekim (anti-gravity) gücünden ibaret. İşte bunun ne olduğu fizikte en karanlık sorulardan biridir.”

“Yerkürenin iç mekanizması nasıldır?” şeklindeki soru hakkında makale yazan Richard A. Kerr ise üzerinde yaşadığımız ve hassas dengelerle işlediğini bildiğimiz dünyamız hakkında bilmediğimiz birçok şey olduğunu belirterek “Kesin olarak bildiğimiz tek bir şey var ki; bu da olağanüstü dengeler üzerinde yaşadığımızdır” demekten kendini alamıyor.

“Dünyada hayat nasıl ve nerede ortaya çıktı?” sorusunu açıklayan bilim adamı Carl Zimmer ise “Geçtiğimiz 50 yılda bilimciler ‘hayat nasıl başladı’ sorusu üzerine oldukça yoğunlaştılar. Araştırma projeleri bu konuya daha fazla ışık tutmak üzerine geliştiriliyor. Şimdi Mars’tan hayat ile ilgili gelecek verileri heyecanla bekliyoruz” diyerek canlılığın binlerce yıldır hüküm sürdüğü dünyada cevap bulamayıp gözlerini Marsa dikmiş olduklarını trajikomik bir şekilde itiraf ediyor.

İşte Science Magazine’in Temmuz ayı boyunca 125’inci yıldönümü münasebetiyle hazırladığı bilimsel çalışmada bunlar gibi tam 125 can alıcı ve cevapsız soru yer alıyor. Şimdi size bu 125 sorudan geriye kalan bir kısmını daha sunmak istiyorum:

“Hatıralar beynimizde nasıl depolanıyor ve nasıl hatırlanıyor? Bütün ihtişamına rağmen neden insan çok az sayıda gene sahiptir? İnsan sağlığı konusunda genetik farklılıkların ilgisi ne ölçüdedir? Bütün fizik kuralları birleştirilerek tek ve geçerli bir kanun oluşturulabilir mi? İnsan ömrü ne kadar uzatılabilir? Organların yenilenmesini kontrol eden nedir? Sıradan bir deri hücresi nasıl sinir hücresine dönüştürülebilir? Tek bir somatik hücre nasıl olur da bir bitkiye dönüşebilir? Bağışıklık sistemi istemli olarak devre dışı bırakılabilir mi? Sadece var olan bizim evrenimiz mi, yoksa başka evrenler var mıdır? Big Bang sonrası kozmik fırtınalara ne sebep oldu? İlk yıldız ve galaksiler nasıl ve ne zaman bu formlarına kavuştular? Ultra yüksek enerjili kozmik ışınlar nereden geliyor? Kuasarların gücü ne kadar? Kara deliklerin özellikleri neler? Boyutlar arası zaman farkı neyden kaynaklanıyor? Suyun (H20) yapısındaki sırlar neler? Güneşteki manyetik döngüyü sürdüren nedir? Güneş sisteminde herhangi bir yerde hayat var mı ya da var mıydı? Proteinler nasıl oluyor da kendi kendilerine eşlerini buluyorlar? Hücreler arası trafiğin düzgün ve sorunsuz olarak işlemesini sağlayan nedir? Organlarımız ve organizmalar gelişimlerinde ne zaman durmaları gerektiğini nasıl anlıyorlar (Ör: Kollarımızın uzaması neden sınırlı..) Embriyodaki asimetri nasıl belirleniyor? Canlılardaki biyolojik saat senkronizasyonu nasıl sağlanıyor? Bazı canlılar (mesela kuşlar ve balıklar) binlerce kilometrelik mesafelerde yollarını nasıl tayin ediyorlar? Neden uyuruz? Neden rüya görürüz? Dünya üzerinde toplam kaç tür vardır? Çiçekler nasıl tekamül eder? (Darwin’in “tiksindirici sır” diye nitelediği soru..) İnsanda dil, kültür ve müziğin temelleri nedir?…

Görüldüğü gibi soruların büyük çoğunluğu bilimin belli bir noktaya geldikten sonra sükût edişine işaret ediyor. Böyle böyle geldi ama peki ya şu nasıl oldu? Bu soruya cevap verilemiyor. Mesela “Hücreler arası trafiğin düzgün ve sorunsuz olarak işlemesini sağlayan nedir?” sorusu karşısında bilimadamları sessiz kalıyor. Evet hücreler arasında müthiş bir koordinasyon var, ama bunu koordine eden kim ya da ne, bilinmiyor. Aslında inanan bir insanın bu soru karşısındaki kuvvetle muhtemel tavrı şu olacaktır. “Tabii ki Allah”… İnatçı bilim adamlarının bir kısmı ise bu teslimiyeti göstermiyor ve ısrarlarında devam ediyorlar. Ancak insanlığın imana sarıldığı gibi bilim adamları da sebepler ve perdeler ardındaki kudret ve hikmet elini elbet görecek ve eninde sonunda “Allah” diyecektir.

Son olarak Science Magazine’nin belirlediği bu hayatî sorulara bir katkıda bulunmak istiyorum. Aslında insanlığı birinci derecede ilgilendiren ve muhakkak cevap bulunması gereken en öncelikli temel sorular var. Bunları Bediüzzaman Said Nursi şu şekilde sıralıyor “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum ve bu dünyadaki vazifem nedir?” Bize göre insanlık bu en önemli suallere cevap bulmadıkça gerçek manada mutluluğa erişemeyecektir. Kim bilir belki Sokrates de “Sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değmez” derken bunu söylemek istemişti.

Bu yazı Genç Yaklaşım Dergisi’nde yayınlanmıştır.

, , , ,


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yazılar