Umut Yavuz

Umut Dünyası

Ak Parti ile icraatin içinden

Temmuz23

NOT: BU YAZI MİZAHİ BİR DİLLE YAZMIŞ OLDUĞUM BİR SİYASET YAZISIDIR… YAZININ HAFİFMEŞREPLİĞİ MİZAH KAYGISINDAN KAYNAKLANMAKTADIR.. BU DİKKATE ALINARAK OKUNURSA İYİ OLUR… İYİ OKUMALAR..

Şüphesiz iktidarlar icraatlarıyla değerlendirilmeli… Liderler bu sebeple zaman zaman “icraatın içinden” türü konuşmalar yaparlar… Bu konuşmalar genelde sıkıcı ayrıntılar içerdiğinden pek kimse tarafından takip edilmez. Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın su götürmez hitabet yeteneğine rağmen “icraatın içinden” programları yeterince reyting alamaz… Biz de bu konuşmalara renk katmak adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için alternatif bir “icraatın içinden” metni hazırladık… Umarız dikkate alınır…
“Kıymetli vatandaşlarım…
İktidara geldiğimiz 2002 yılından bu yana neler yapmadık ki… Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda.
Öte yandan “durmak yok, yola devam” dedik. “Sen Türkiye’sin, büyük düşün” dedik, büyük düşündük ve yolumuza devam ettik.
Daha iktidara gelişimizin ilk ayında bir acil eylem planı hazırladık. Hatta bunu internet sitemize de koyduk, siz saklayın, bize hesap sorun diye. Orada 3 aylık, 6 aylık ve 1 yıllık vadelerde yapacaklarımızı sıraladık. Daha sonra da bir çok vaatlerde bulunduk… Neler neler, vaat etmedik ki? Başörtüsü sorunu namusumuzdur dedik, Kur’ân kurslarına yaş sınırı kaldırılacaktır dedik. YÖK’ten kurtulacaktık. YAŞ’tan kurtulacaktık. Terör sorununu bitirecektik. Adalet ve refah getirecektik.
Hamdolsun, siz değerli vatandaşlarımız bizim verdiğimiz akla uyup, bu vaatleri pek iyi takip etmediniz… Beraber unuttuk biz bu vaatleri…
Başörtüsü zaten yüzde 1,5’luk bir azınlığın problemiymiş. Hem Emine hanım GATA’ya alınmadığında ağladı. Her şeye rağmen bu sorunu çözmek istedik ama Anayasa Mahkemesi izin vermedi. Neyse…
Kur’ân kurslarına yaş sınırı problemi var bir de… Ya biz bu sorunu niye çözemedik, inanın haklı bir gerekçe bulamadım henüz. Bir dahaki programda aklıma gelirse anlatayım.
Sonra katsayı şeyi var. Ne yaptık ettik iyi bir noktaya geldik o konuda da. Kolay olmadı ama başardık. Hukukun etrafını dolandık. Hallettik gibi…
Yalnız şu sınav sistemini bir yerine oturtamadık gitti. İktidarımız döneminde kaç defa sistem değişti ben bile hatırlamıyorum. Sadece üniversite sınavı olsa neyse, bir de OKS’yi kaldırdık, SBS’yi getirdik… Sonra SBS’yi kaldırdık, yerine ne getirdik? Bunu Milli Eğitim Bakanımıza bir sorayım. Bir de üniversite sınavında neler dönüyor anlamadım yahu. Bir sınavdı, iki yaptık, sonra bu da yetmedi şimdi kaç sınava giriyor bu gençler bilmiyorum. Ama ne yaptıysak iyi yaptık. Aferin bize. Bu sistem tutar mı bilmiyoruz. Ama ya tutarsa?
Ekonomiye gelelim isterseniz… Hamdolsun kriz teğet geçti. Büyüyoruz maşallah. Emekliye zam yaptık. Memura, işçiye de verdik bir şeyler işte. Çam sakızı çoban armağanı. Geçen duydum, yaptığımız zam ile bir kilo et bile alınmıyormuş. Yahu el insaf! Etin kilosu kaç para haberiniz var mı? O kadar pahalı ki… Bir kilo et alamazsınız belki o parayla ama 7-8 kilo yeşil mercimek alabilirsiniz. Biz daha önce açıklamadık mı, yeşil mercimekteki protein değerleri ile etteki değerler tıpatıp aynı. Demek ki neymiş, zamlarımız beslenmeye olumsuz herhangi bir tesir yapacak nitelikte değilmiş… Sahi et fiyatları niye arttı anlamadık. Angus sığırı da getiriyoruz şimdi… Ta Avrupa’nın uzak köşelerinden… Kaliteli sığır hem de… Bizim köylümüz beceriksiz demek ki. Üretemiyor. Bak Avrupalı yapmış, biz de tuttuk getirdik sığırları… Kesip kesip, yeyin şimdi. Afiyet olsun.
Sahi bir de çiftçi vardı değil mi? Bizim iktidar zamanında, şimdi ben çıkmış konuşma yapıyorum, bir tane “artiz” geldi, “Anamız ağladı” diyor. “Artiz ne arar la mitingte” diyecektim neredeyse. Sonra devlet adamı ciddiyetini üzerime takındım ve nazikçe, “Artizlik yapma lan. Ananı al da git” dedim adama. Nitekim gitti kendisi. Gerçi biraz yaka paça gitti ama gitti sonuçta. Çiftçilerle son görüşmemiz böyle olmuştu. Arada bir destekleme veriyoruz, gönüllerini alıyoruz. Analarına selam eder, ellerinden öperim.
Sonra borsaya bakın, bankalara bakın… Uçuyor yahu… Maşallah, hamdolsun. Bankalarımız kâr üstüne kâr açıklıyorlar… Borsamız da rekor zirvelere tırmandı. Bunlar hep milli servet… Gören de borsamızın ve bankalarımızın yüzde 70’lerden fazlasına yabancılar sahip sanacak. Bir de sanki biz özelleştirme yapıp, bütün değerlerimizi yabancı firmalara satıyormuşuz gibi bir hava oluşturuyorlar… Öyle değil değil mi? Değildir, değildir…
Her neyse, bak şimdi nükleer santral de yapıyoruz. Akarı yok, kokarı yok… Temiz enerji diyorsunuz. Alın size tertemiz nükleer enerji. Bugüne kadar bir elektronun, bir protonun ve hatta bir nötronun kokusunu alan oldu mu? Tertemiz enerji… Çok da kârlı… Hem artık biz enerji koridoru bir ülkeyiz… Hamdolsun çok enerjiğiz…
Bunlar hep dış politikadaki başarılarımızdan da kaynaklanıyor aslında… Nasıl ağzının payını verdim ama Davos’ta, Şimon’un… Höt dedim sustu… Ben eskiden de böyleydim zaten… Gerçi sonradan nezaketen “benim öfkem moderatöreydi” falan dedim ama Allah’tan medya ve halkım çok üzerinde durmadı bu ayrıntının… Kahramanlar gibi karşılandık. Arap ülkelerinde ise popülaritemiz “humus”tan bile fazla. İddia ediyorum, Humus’a belediye başkanı adayı olsam, beni seçerler… Neyse, ne diyordum? İsrail’e ağzının payını verdik. Gerçi sonra bize biraz yamuk yaptılar… Büyükelçimizi alçak koltuğa falan oturtmalar… Yakışıksız hareketler… Ha bir de 9 vatandaşımızı falan öldürdüler… Gemileri de geri vermiyorlar… Neyse herhalde unutuldu şimdi bütün bunlar… Ses seda yok, eski defterleri açmayalım… Bir ara yaptırım falan yaparız gerekirse… Birileri hatırlatırsa tabii… Yoksa niye bozayım aramı değil mi?
İran konusunu da çözdük. Nasıl attık imzaları Brezilya ile… Samba kıvraklığıyla hallettik o işi. Gerçi pek kimse takmadı, sonra İran’a yine bir sürü yaptırım yapıldı, Obama’dan da azar işittik ama neyse… Birkaç gün iyi hava attık bu icraat ile…
Sahi biz bir ara Ermenistan ile de imzalar atmıştık değil mi? Yahu ne oldu o protokoller? Amaaaan… Kim hatırlıyor ki!? Boş ver gitsin…
Ya imza deyince, biz 2005’te miydi neydi, Avrupa Birliği’nden bir tarihler mi ne almıştık… Yahu ben şimdiye kadar adamlar bizi üye yapar diyordum. Ne de sevinmiştik ha o gün. Havai fişek falan patlatmıştık… Unuttuk ha reformları falan da… Çok kızmamışlardır inşallah… Hem zaten adamların bizi almaya niyeti yok ki… Neyse olmadı başka bir birlik kurarız yahu. Araplarla aramız iyi… Hallederiz bir şekilde… Hem zaten, Avrupa Birliği bir Hıristiyan kulübü değil mi? Aynen öyle… Ne işimiz var o zaman orada? Birkaç sene sonra onlar bize yalvarmaya başlar… Hıııh…!
Ya bizim bir ada vardı… Adı neydi onun sahi… Ha Kıbrıs… O sorun da kaldı öyle iyi mi… Ben ne yapayım, yılda 200 milyon dolar veriyorum adaya, başka elimden bir şey gelmez arkadaş…
Oh ya, hamdolsun, komşularla sıfır problemimiz var… Sıfır problem çözdük, sıfır problemimiz oldu. Kimse de bir şey demiyor… Dış politikada iyiyiz ya… İyi ki Davutoğlu’nu getirmişim… Ağzı laf yapıyor benim gibi…
İyiyiz yani dış politikada da… Neredeyse Nobel Barış Ödülü alacağım yahu… Arabuluculuk falan… Gerçi hiçbir arayı bulamadık ama görüntüde iyi…
Gelelim açılımlara… Tek bir şey söyleyip özetleyeceğim… “Nasıl açtık ama?”
Kürtler, Aleviler, Romanlar, Çerkezler, Abazalar, Gürcüler, Araplar, Aleviler, Sünniler, Hanbeliler, Malikiler… Bilumum etnik, dini, mezhebi vs. gruplar bizden memnun… Hepsine açtık kollarımızı… Hepsini kucakladık… Konuştuk, dinledik… Daha ne yapalım?
Şimdi şehitlerden falan şikâyet ediliyor… Yahu dedik kaç defa, yan gelip yatma yeri değil bu askeriye… En fazla çömelebilirsin cephede… Yan gelip yatamazsın… Nitekim bizzat gittim cepheye gösterdim herkese nasıl durulması gerektiğini… Bu vatan için kaç “kelle” gitmesi gerekiyorsa, hepsini veririz…
Sonra dindar cumhurbaşkanı seçtirdik… Ne güzel oldu ama değil mi… Çankaya’ya ne de yakıştılar ikisi… Gerçi gönül isterdi ki biz olabilseydik ama neyse nasip değilmiş… Bir dahakine artık… Hanım çok istiyor… Bu arada Gata’ya alınmayınca ağlamıştı. Onu demiş miydim? Çankaya’ya alıyorlar başörtüyle ama kendisi gitmiyor şimdi. Alınacak bir şey yok, öylesine… Neyse…
Ağlamak demişken, geçen gün bir konuşma yaptım, bir konuşma yaptım… Vallahi ağladım… Çok dokunaklı oldu ya… Tam 12 Eylül’de idam edilen bir ülkücü gencin ailesine yazdığı mektubu okurken, sesim bir çatallaştı, gözlerim bir yaşardı… Bir iki damla süzülseydi daha iyi olacaktı ama, bu da epey alkış topladı yahu…
Artık herkes Anayasa paketimize evet der herhalde… Bakın sonra ağlarım ha!
Paketi deldirdik gerçi ama yine de 12 Eylül anayasasını tarihe gömeceğiz… Evet deyin yeter. “Bi he deyin” yaaa başka bir şey istemiyoruz… Bakın pakette Evren Paşa’yı yargılatmak için gereken geçici 15. Maddenin kaldırılması olayını da koyduk… Süper oldu vallahi. Yalnız tevafuk bu ya, zaman aşımı olmuş… Tüh… Neyse en azından şöyle avunabiliriz. Mesela bir gün zaman makinesi icat olursa, zaman aşımı olmadığı bir güne ışınlanırız, oraya bu paketi de götürürüz, orada yargılarız kendisini… Scotty ışınla bizi!!
Şimdiiii… Tekrar bir gözden geçirelim listemizi… Neler yapmışız neler…
Başörtüsü sorunu…. Çözdürmediler… Ağladık…
Katsayı, Kur’ân kursu vs… Çözdürmediler, dolandık…
Terör sorunu… Açtırmadılar, açtık…
Ekonomi… Hamdolsun teğet geçti…
Eğitim sistemi… Çok şükür, değiştiriyoruz…
Seçim sistemi, siyasi partiler yasası, baraj vs… Ya ne gerek var şimdi, ne güzel her seçimde götürüyoruz tulumları…
Yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasa… O rafa kalktı da… Paket sağlamda…
Neyse işte genel olarak durum bundan ibaret…
Haaaa.. Bir saniye ya, kapatmayın programı… Nasıl unuttum ben yahu…
Biz 15 bin kilometre duble yol yaptık yahu… En gurur duyduğum icraatım… Vallahi az kalsın unutuyordum… Adamlar zamanında dağ, taş dememiş yolları açmışlar… Her yere birileri yol yapmış… Ama nasıl yapmış?? Bir geliş, bir gidiş… Şimdi benim zenginlerim bu bir geliş, bir gidiş yollarda nasıl hız yapsın? Nasıl güvenli seyretsin… Biz de tuttuk genişlettik bu yolları. Duble duble oldu hepsi… Maşallahımız var… Süper oldu… Bir de Yüksek Hızlı Trenimiz var ha… Allah nazardan saklasın… Hızlı gidiyor… Adı da çok fiyaka… Mesela Ankara İstanbul arası arabayla 5-6 saat… Trenle de öyle… Nasıl ama? Yüksek hız..
Neyse esas duble yollar önemliydi… Onu unutmayalım…
Bir de ağladık ha… Onu da unutmayın…
Durmak yok, yola devam…”

Kıbrıs meselesi, kimin meselesi?

Haziran25

Umut YAVUZ

Kıbrıs meselesi, kimin meselesi?

 

 

İnsanlar tarih boyunca birçok sebepten ötürü savaşmış. Savaşların sebebi bazen toprak, bazen egemenlik bazen de din olmuş. Truva (Troya) Savaşında olduğu gibi de bazen savaşın sebebi bir kadın, yani Helen bile olabilmiştir.

Savaş için sebepler bu kadar çok iken, barışmak ise her zaman en zor şey olagelmiştir. Barış için iki taraftan birinin çok ağır kayıplar vermesi, çaresiz kalması ve en nihayetinde de büyük tavizleri kabullenmesi şarttır. Dünya siyaseti hep bu acımasız ve yazılı olmayan kurallar üzerinde cereyan ederken de bu durumdan en çok etkilenenler daima çocuklar olmuştur.

Savaşları hazırlayan etkenlerden bir tanesi de diyalog eksikliğidir şüphesiz. Bugün, tarihten bu yana hep “Barış adası” olarak nitelendirdiğimiz yanı başımızdaki ‘Kıbrıs adası’nda taraflar diyaloğa girmeye çalışmaktadır. Geçtiğimiz günlerde de 10. defa buluştuklarına şahit olduk. Ancak gelin görün ki şimdi de Güney tarafının Akdeniz’de petrol aradığı ve bu işi yapan Norveç bandıralı bir geminin Türk tarafınca rahatsız edildiği iddialarıyla iki tarafın söz düellosuna girdiğini görüyoruz. Şüphesiz bu tartışmalar da gelip geçecektir.

Günümüzde eski zamanların aksine bir diplomasi çağı yaşamaktayız. Artık ülkeler kılıçlarla, top ve tüfeklerle değil, uluslar arası arenalarda diplomatik girişimlerle bir şeyler kazanıp, kaybediyorlar. Tıpkı genç cumhuriyetimizin masa başında birçok stratejik toprak parçasını kaybettiği günlerdeki gibi…

Kıbrıs meselesi tabiî ki böyle kolayca çözümlenebilecek bir mesele değildir. Çünkü olay iki tarafın değil çok tarafların meselesi haline gelmiştir. Güney Kıbrıs lideri Hristofyas da bundan şikâyet ediyor. Diyor ki: ‘’Hakemliğe karşıyız. İki lider görüşmelere devam etmeli ve sorumluluklarımızı üstlenmeliyiz. Neden, üçüncü şahıslar bize, kendi sorunumuzu nasıl çözümleyeceğimizi söylesinler?” (AA, 26 Kasım 2008)

Evet neden Kıbrıs üzerinde bu kadar çok el var? Konunun iki muhatabı yani Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs yönetimleri kendi aralarında bu meseleyi halledecek olgunluğa erişmiş olduklarını ortaya koyamazlar mı?

Şüphesiz bu iş de o kadar kolay değil. Zira Kıbrıs’ın üzerinde birçok ülkenin tarihsel, stratejik ve politik çıkarları söz konusu… Bunu daha iyi anlayabilmek için doğrudan tarihsel ve siyasî geçmişe bakmak gerekiyor.

Zayıf Osmanlı yönetimi Rus Harbi sırasında ağır kayıplar vermemek düşüncesiyle İngiliz yardımını kabul edip, Kıbrıs adasını Britanya İmparatorluğuna 92 bin altın karşılığında kiraya vermek basiretsizliğine düşünce, Kıbrıs sorununun temeli atılmış oldu (1877-1878). Daha sonra Birinci Dünya Savaşı patlak verince (1914) tabiî olarak İngilizler düşmanımız konumuna geldi ve adaya el koyduğunu açıkladı. 1923’te imzaladığımız Lozan Antlaşması ile de masa başında resmen Kıbrıs’ın İngilizlere ilhakını kabul ettik. Hatta 1925’te adaya ‘konsolos’ bile atayacak kadar ilhakı kabullenmiş bir haldeydik. Sonrasında Yunanlıların Enosis isyanı, Türklerin Enosis’e karşı çıkışı, ortak cumhuriyet denemesi (1960), Akritas planı ve sonrasında bir çok Türk’ün öldürülmesi (1963), Yunanistan’ın adaya 15 bin asker çıkarması (1967), 20 Temmuz 1974’teki Kıbrıs Barış Harekâtı ve Ağustos’taki ikinci barış harekâtı ile Türkiye’nin de fiilen adada yer almasıyla sorun düğümlendikçe düğümlendi ve çözümsüz bir hâle geldi.

Evet bugün Kıbrıs’ta dörtlü bir yapılanma söz konusu, kuzeyde dünyanın hiçbir ülkesi tarafından tanınmayan ‘de facto’ bir Türk yönetimi, güneyde adanın bütününe sahip olmak isteyen ve Türk tarafını yok sayan bir Güney Kıbrıs yönetimi, ikisinin ortasında ‘Yeşil Hat’ denilen bölgeyi koruyan BM ve de adada neden hâlâ var olduklarına bir türlü anlam verilemeyen, çok tartışılan İngilizlerin üsleri bulunuyor. Bu çok başlılık aslında adadaki sorunları çözümsüzlüğe sürükleyen temel faktör…

Şimdi kalkıp her millet “benim adadaki tarihsel haklarım ve egemenliğim” diye söze başlayarak hak iddia edebilir. Ancak bunların hiçbiri çözümü kolaylaştırmaz, bilâkis zorlaştırır. Tarihin objektif bir şekilde incelenmesi ve bunun neticesinde ortaya çıkan durumun taraflarca kabul edilmesi ütopyadan öteye geçmeyecek bir iyimserlik değil midir? Hangi taraf adadaki haklarından vazgeçebilir?

Bu saatten sonra ‘adalıların, adanın kaderine yön vermesi’ yani ‘self-determination’ ne kadar mümkün? Hele ki; hem Türk tarafı için, hem de Yunan tarafı için geçerli olan demografik hileler sonrasında…

Her şeye rağmen çözümün tek yolu müzakere ve diyalogdur. Başka hiçbir şey çözümü getiremez.

Son olarak bir Rum gazetecinin bir iki ay kadar önce bir toplantıda dile getirdiği ve o günden bu yana zihnimin bir köşesinde yer edinmiş bir ‘galatı meşhure’yi paylaşmak istiyorum. Bizler Kıbrıs’ın güney yakasında yaşayan insanlara Anadolu alışkanlığı ile “Rumlar” deriz.

Halbuki Anadolu’da yaşayan Rumlar’ın bu tabirden rahatsız olduğu ve “oradaki olumsuzlukların ceremesini, Anadolu’nun sadık bir milleti olan Rumlar olarak biz çekmek ve yüklenmek istemiyoruz” mealinde serzenişlerini hemen hiç kimse dile getirmemiştir bugüne kadar. Evet uluslar arası literatürde de Kıbrıs adasının güneyinde yaşayanlara “Greek Cypriot” yani “Yunan Kıbrıslılar”, kuzeyindekilere ise “Turkish Cypriot” yani “Türk Kıbrıslılar” denilmektedir. Dolayısıyla biz de Kıbrıs’ta yaşayanlara “Rumlar” demek yerine “Yunan Kıbrıslılar” dersek tarihsel gerçekliğe daha yakınlaşmış oluruz. ‘Peki ya Rumlar kimdir?’ diye soracak olursanız, o zaman Helenleşme yıllarına ve Anadolu’nun bir ırklar mozaiği olduğu gerçeğine girip sayfalarca yazı yazmak gerekecektir.

Neticede ister Rum olsun, ister Yunan, Kıbrıs adasında Türklerin varlığı kadar gerçek ve daha yaygın bir “güneyli” varlığı aşikârdır. Bu iki tarafın da diyaloğa girmesi kadar tabiî başka bir şey bulunmamaktadır. Zira Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir barış için bu şarttır.

Ayrıca bu iki milletin birbirini yok sayması da imkânsızdır. Aynen bunun gibi, Bediüzzaman Said Nursî, Anadolu’da Ermeni ve Rumlarla ilişkimiz konusunda tarihî bir tesbitte bulunmuş ve demiş ki: “Size bunu katiyyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya vâbestedir.” (Münâzarât, Yeni Asya Neşriyat, s. 164-165)

Bu tesbitin ardında da düşmanlıktan bir fayda gelmeyeceğini belirten Üstad, Hz. Âdem zamanından beri bizimle birlikte bulunan ve şimdi dahi yanıbaşımızda yaşayan bu unsurun -ve diğer unsurlara da tatbik edilebilir tabiî ki- hepten yok olmayacağına göre, birlikte yaşamanın ve dostça birlikte var olmanın yollarının aranması gerektiğini tavsiye etmektedir.

29.11.2008

E-Posta: yavuz@yeniasya.com.tr

 

http://www.yeniasya.com.tr/2008/11/29/yazarlar/umut.htm

Boğaziçinde

Şubat23

Boğaziçinde çek içine
Buz gibi nefesini ateşin
Yaktığı yalnız ben değilim
Yalnız sen değilsin
Biz değiliz yalnız…

Boğaziçinden çık şimdi
Uç başka diyarlara
O masumiyetini kaybetti
Ben kaybettim
Biz kaybettik…

Ne kaldı ki geriye
Martılar da olmasa
Boğazın misafiri kalmazdı
Aşıklar gittiğinden beri
Sandallar da hep yandı…

Boğazım düğüm düğüm
Sarhoş da olunmuyor
Yalılar sahipsizmiş
Oltalar çekilmiş hep boş
Üstelik sensiz de ölünmüyor…

Ölsek de Boğaziçine gömülsek
Boğazımıza kadar
Sensizliğe gömülsek…
Sessizce ölsek..
Boğaziçinde…

***
Umut Yavuz, Ocak 2010,
İstanbul’dan giderken..

If you wait…

Şubat23
If you wait, the sun rises
It’s light enlightens your face
And it’s heat warms up your soul
If you wait, the sun rises

If you wait, the seed sprouts
A flower grows up
You feel charmed with its smell
If you wait, the seed sprouts

If you wait, troubles end
Only taste could remain
Of the pains and aches
If you wait, troubles end

If you wait, the day comes
You meet with the beloved
You hug eachother by longing
If you wait, the day comes

If you don’t wait, neither the spring comes
Nor the flowers grows in our garden
If you don’t wait, good things never happen
If you don’t wait, HOPE dies…

 

Trying to understand..

Kasım4

Sometimes we can hardly understand eachother.. Reading truely what is happening in their mind is sometimes the most difficult thing in the world.. One day everything can be like heaven.. But the next day clouds are starting to send the most horrible lightnings upon you…
You can’t guess or foresee what will happen the next day..  The uncertainty can be scary most of the time.. However it is sometimes exciting.. Being full of surprises is not bad at all. But you need a strong heart to stand against it..

I think i have that heart.. I can be patient.. I can be patient until forever..

Today one of my respectable friends had died.. He was a writer in our newspaper, but i used to like his character and personality just like a brother.. He was 57 years old.. He was always smiling.. He teached us many things until now.. I had the chance to know him for 6 years. And i learned a lot of things..

However he is not with us anymore.. Maybe spiritually but not physically… I couldn’t share my sadness with her, becoz we started to the day by arguing about a nonsense subject.. Whatever.. It happens sometimes.. This is the life..

I hope at night we can talk..

Some of my dreams…

Kasım3

Everyone has a dream.. Some people live in a dream world.. Some people ignore their own dreams.. Some people do care of  their dreams and try to realize them.. And some people can make their dream come true… I am one of the dreamers.. I always dreamt and i will always dream.. I am imagining a happy world just like everyone.. I am imagining the conditions which make the life easier for me.. Everyone must do the same.. But while making our life easier, it is not supposed to be “other’s sadness”… A beautiful building can’t be build upon a weak or sick basis.. I can’t build my life over someone else’s ruins..
While we are making our lifes easier, we also have to make other people’s lifes easier.. We have to care about others… But of course, firstly, everyone care about theirselves.. This is normal i think. But being selfish is something else. And it is really bad..
Whatever.. This is not my point.. I just want to talk about my dreams.. Dreams about life are generally related to love.. As the relationship between man and woman is shaping the life, it also shapes our dreams.. So most of my dreams are built over a happy relationship… I mostly feel that if i have a beautiful relationship, everything in my life will be better and easier.. Maybe theorically it is true, but in practice, relationships are making life harder.. I think the main reason is to be selfish.. We love ourselves.. We think we love other people too.. But we put ourself into the center and we don’t care mostly about other’s feelings… This is a huge mistake in love… Being selfish and pride is not a good thing.. However, if we love someone, it will not make us give up.. Maybe we misunderstood them and their wishes.. We must be understanding.. We must listen.. We must care about other’s feelings…
Personally, i want an easy life.. Life is too short for me.. I know world is not easy.. But also i know it doesn’t worth to be sad.. Today someone who is very important for me told me: “Nothing worths to be sad”…  It is really true… I am agree with her.. Thank to God, she is understanding me and she is not selfish.. So she is trying to make my life easier.. And i am trying to make her life easier too.. This is what i am dreaming about…
My dream is a life without misunderstandings and unneccesary discussions and argumentations.. Becoz we have no time for that.. We have to be happy… Simple and pure happiness.. It needs a pure love… And golden hearts… I am glad that i have that…
Yes i was dreaming about a golden heart… To give all of my love and affection to this heart… It was my dream… A beautiful relationship… Couples are listening to eachother.. They understand eachother… They never hurt eachother…
They only care about eachother.. And they are making eachother smile… Giving happiness, joy and peace… I know it sounds like heaven… But couples must do it.. Becoz life can be very easy this way… And we all need that…
Personally, i try and like to make my love’s wishes real… Her wishes are always in first place… I try not to refuse… If it is something i can do, i exactly do it.. This is what i should make.. Becoz my darling is the most important person in my life and her wishes are always in the first place… Of course, i wish the same from her… This is neccesary…
Talking about dreams is not something easy… And it is a long subject.. I think i will write them sometimes.. Becoz if u want to know someone, u have to listen their dreams… It will make you closer… And u will start to understand her/his character more and more..
I wish a happy life for all…

“Ooo Life.. It’s bigger.. It’s bigger than you..”

Kasım2

“Ooo Life.. It’s bigger.. It’s bigger than you..” says R.E.M in their famous song “Losing my religion”.. Really, life is bigger than us. Because the creator and designer of the life can see the whole picture and its smallest parts at the same time. But we, poor humanbeings, limited by our senses, can only see what our senses are presenting to us. We are one of the smallest creatures of the universe.. Our situation according to the universe is just like the situation of the ant according to the world.. We are that ant.. And we can see, understand or foresee nothing… The things we see are only some illusions.. However we are conscious creatures and we must understand what is happening to us.. And we must do it by combining our poor senses and confused mind.. This combination sometimes can be very dangerous.. But only with the light of God, humanbeing can understand some truths about life…Why i am telling all of those philosophic stuffs? Becoz i am about to decide about some serious subjects related to my life.. I am about to give direction to my life into a one-way street… I will decide and go… There will be no return.. It will exactly change my life.. It will exactly effect my entire existence… I hope it will be in a good manner.. I hope i can shape and change my life with success and decorate it with happiness and peace… What is this decision..? This is a secret for now… Only one person knows it.. She knows herself.. She is my saviour.. She gave me her hands while i was drowning in a dark ocean.. I was about to die in the guagmire of my loneliness… But she was trying to reach me for a long time… I didn’t see her.. I was not able to respond and give my hands to her… However she was patient.. She was serious and always waited for the right time.. After some while of betweenity, i noticed her shining face and i hugged her… Maybe i couldn’t see her, becoz she was sparkling so much… Sometimes it can make u blind… For example you can’t look at the sun directly.. Becoz it is shining too much and it may make u blind… If you look, after a while u can’t see anything… Finally, i saw her.. After that time, i started to stare at her constantly… I was addicted.. I was mesmerized… I am glad i met her.. Now i want to change my and her life.. If we have the enough courage to do that.. We will be able to do… I am very hopeful… So she is…
It was really unplanned… I am not a “plan person”… I don’t often do plans.. So it was spontaneous.. Fitting to me so much.. The way i like it..
That’s why i am saying “life is bigger than us”… Becoz it can’t be planned.. It is full of surprises.. Just we have to look carefully and be aware of it..
Whatever happens, i am glad i am doing it… And i am ok with the results.. I have the courage to face it.. I am ready.. I am here.. More than everytime…

ANNEM

Ekim22

Dünyada kalmasın

Hiç başka sevenim

Her şeyimi alın da

Bana annemi verin!

Aşk bir hayaldir bende

Ekim22

Aşk vücud bulmamış bir hayaldir bende

Kime ve neye sorularının cevapsız kaldığı

Hayalin önüne konulmuyor ya perde

Budur sebebi belki, aşkı böyle yaşamamın

 

Aşk denince dolar gözlerim

Sonra içli bir ezgi çalmayagörsün         

Aşk çiçeğini yolar sözlerim      

İstemem! Ne yar görsün beni, ne ağyar görsün

 

Ceset giymesin hayaller asla

Kaskatı yaşayamam ben aşkı

Beklerim de asırlar boyu hep yasla

Yine de cesede indirgemem ben aşkı

 

Aşamam bendimi, koparamam kemendimi

Hayallerim olmadan sevemem hayatı   

Özgürüm her anımda, özgürce aşığım   

Ayırmak da istemiyorum gerçeği ve hayali

İlle de O

Ekim22

Beyhude geçen zamana mı yanayım?

Sensizliğimde beyhude mi yanayım?

Bir teselli yok, gecenin karanlık yüzünde

Bir dost bulsam ki; sevgi olsun sözünde

İlle de o olsun , ille de olsun

Yâdımda cemali, tesellim olsun

Göz gözü görmez, ışık yok gecelerde

Bir muhabbet isterim gönül gönüle

Sendedir aşk, sendedir desem

O güzel yüzlüyü, ah şimdi görsem!

« Eski Yazlar