Ak Parti ile icraatin içinden
NOT: BU YAZI MİZAHİ BİR DİLLE YAZMIŞ OLDUĞUM BİR SİYASET YAZISIDIR… YAZININ HAFİFMEŞREPLİĞİ MİZAH KAYGISINDAN KAYNAKLANMAKTADIR.. BU DİKKATE ALINARAK OKUNURSA İYİ OLUR… İYİ OKUMALAR..
Şüphesiz iktidarlar icraatlarıyla değerlendirilmeli… Liderler bu sebeple zaman zaman “icraatın içinden” türü konuşmalar yaparlar… Bu konuşmalar genelde sıkıcı ayrıntılar içerdiğinden pek kimse tarafından takip edilmez. Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın su götürmez hitabet yeteneğine rağmen “icraatın içinden” programları yeterince reyting alamaz… Biz de bu konuşmalara renk katmak adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için alternatif bir “icraatın içinden” metni hazırladık… Umarız dikkate alınır…
“Kıymetli vatandaşlarım…
İktidara geldiğimiz 2002 yılından bu yana neler yapmadık ki… Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda.
Öte yandan “durmak yok, yola devam” dedik. “Sen Türkiye’sin, büyük düşün” dedik, büyük düşündük ve yolumuza devam ettik.
Daha iktidara gelişimizin ilk ayında bir acil eylem planı hazırladık. Hatta bunu internet sitemize de koyduk, siz saklayın, bize hesap sorun diye. Orada 3 aylık, 6 aylık ve 1 yıllık vadelerde yapacaklarımızı sıraladık. Daha sonra da bir çok vaatlerde bulunduk… Neler neler, vaat etmedik ki? Başörtüsü sorunu namusumuzdur dedik, Kur’ân kurslarına yaş sınırı kaldırılacaktır dedik. YÖK’ten kurtulacaktık. YAŞ’tan kurtulacaktık. Terör sorununu bitirecektik. Adalet ve refah getirecektik.
Hamdolsun, siz değerli vatandaşlarımız bizim verdiğimiz akla uyup, bu vaatleri pek iyi takip etmediniz… Beraber unuttuk biz bu vaatleri…
Başörtüsü zaten yüzde 1,5’luk bir azınlığın problemiymiş. Hem Emine hanım GATA’ya alınmadığında ağladı. Her şeye rağmen bu sorunu çözmek istedik ama Anayasa Mahkemesi izin vermedi. Neyse…
Kur’ân kurslarına yaş sınırı problemi var bir de… Ya biz bu sorunu niye çözemedik, inanın haklı bir gerekçe bulamadım henüz. Bir dahaki programda aklıma gelirse anlatayım.
Sonra katsayı şeyi var. Ne yaptık ettik iyi bir noktaya geldik o konuda da. Kolay olmadı ama başardık. Hukukun etrafını dolandık. Hallettik gibi…
Yalnız şu sınav sistemini bir yerine oturtamadık gitti. İktidarımız döneminde kaç defa sistem değişti ben bile hatırlamıyorum. Sadece üniversite sınavı olsa neyse, bir de OKS’yi kaldırdık, SBS’yi getirdik… Sonra SBS’yi kaldırdık, yerine ne getirdik? Bunu Milli Eğitim Bakanımıza bir sorayım. Bir de üniversite sınavında neler dönüyor anlamadım yahu. Bir sınavdı, iki yaptık, sonra bu da yetmedi şimdi kaç sınava giriyor bu gençler bilmiyorum. Ama ne yaptıysak iyi yaptık. Aferin bize. Bu sistem tutar mı bilmiyoruz. Ama ya tutarsa?
Ekonomiye gelelim isterseniz… Hamdolsun kriz teğet geçti. Büyüyoruz maşallah. Emekliye zam yaptık. Memura, işçiye de verdik bir şeyler işte. Çam sakızı çoban armağanı. Geçen duydum, yaptığımız zam ile bir kilo et bile alınmıyormuş. Yahu el insaf! Etin kilosu kaç para haberiniz var mı? O kadar pahalı ki… Bir kilo et alamazsınız belki o parayla ama 7-8 kilo yeşil mercimek alabilirsiniz. Biz daha önce açıklamadık mı, yeşil mercimekteki protein değerleri ile etteki değerler tıpatıp aynı. Demek ki neymiş, zamlarımız beslenmeye olumsuz herhangi bir tesir yapacak nitelikte değilmiş… Sahi et fiyatları niye arttı anlamadık. Angus sığırı da getiriyoruz şimdi… Ta Avrupa’nın uzak köşelerinden… Kaliteli sığır hem de… Bizim köylümüz beceriksiz demek ki. Üretemiyor. Bak Avrupalı yapmış, biz de tuttuk getirdik sığırları… Kesip kesip, yeyin şimdi. Afiyet olsun.
Sahi bir de çiftçi vardı değil mi? Bizim iktidar zamanında, şimdi ben çıkmış konuşma yapıyorum, bir tane “artiz” geldi, “Anamız ağladı” diyor. “Artiz ne arar la mitingte” diyecektim neredeyse. Sonra devlet adamı ciddiyetini üzerime takındım ve nazikçe, “Artizlik yapma lan. Ananı al da git” dedim adama. Nitekim gitti kendisi. Gerçi biraz yaka paça gitti ama gitti sonuçta. Çiftçilerle son görüşmemiz böyle olmuştu. Arada bir destekleme veriyoruz, gönüllerini alıyoruz. Analarına selam eder, ellerinden öperim.
Sonra borsaya bakın, bankalara bakın… Uçuyor yahu… Maşallah, hamdolsun. Bankalarımız kâr üstüne kâr açıklıyorlar… Borsamız da rekor zirvelere tırmandı. Bunlar hep milli servet… Gören de borsamızın ve bankalarımızın yüzde 70’lerden fazlasına yabancılar sahip sanacak. Bir de sanki biz özelleştirme yapıp, bütün değerlerimizi yabancı firmalara satıyormuşuz gibi bir hava oluşturuyorlar… Öyle değil değil mi? Değildir, değildir…
Her neyse, bak şimdi nükleer santral de yapıyoruz. Akarı yok, kokarı yok… Temiz enerji diyorsunuz. Alın size tertemiz nükleer enerji. Bugüne kadar bir elektronun, bir protonun ve hatta bir nötronun kokusunu alan oldu mu? Tertemiz enerji… Çok da kârlı… Hem artık biz enerji koridoru bir ülkeyiz… Hamdolsun çok enerjiğiz…
Bunlar hep dış politikadaki başarılarımızdan da kaynaklanıyor aslında… Nasıl ağzının payını verdim ama Davos’ta, Şimon’un… Höt dedim sustu… Ben eskiden de böyleydim zaten… Gerçi sonradan nezaketen “benim öfkem moderatöreydi” falan dedim ama Allah’tan medya ve halkım çok üzerinde durmadı bu ayrıntının… Kahramanlar gibi karşılandık. Arap ülkelerinde ise popülaritemiz “humus”tan bile fazla. İddia ediyorum, Humus’a belediye başkanı adayı olsam, beni seçerler… Neyse, ne diyordum? İsrail’e ağzının payını verdik. Gerçi sonra bize biraz yamuk yaptılar… Büyükelçimizi alçak koltuğa falan oturtmalar… Yakışıksız hareketler… Ha bir de 9 vatandaşımızı falan öldürdüler… Gemileri de geri vermiyorlar… Neyse herhalde unutuldu şimdi bütün bunlar… Ses seda yok, eski defterleri açmayalım… Bir ara yaptırım falan yaparız gerekirse… Birileri hatırlatırsa tabii… Yoksa niye bozayım aramı değil mi?
İran konusunu da çözdük. Nasıl attık imzaları Brezilya ile… Samba kıvraklığıyla hallettik o işi. Gerçi pek kimse takmadı, sonra İran’a yine bir sürü yaptırım yapıldı, Obama’dan da azar işittik ama neyse… Birkaç gün iyi hava attık bu icraat ile…
Sahi biz bir ara Ermenistan ile de imzalar atmıştık değil mi? Yahu ne oldu o protokoller? Amaaaan… Kim hatırlıyor ki!? Boş ver gitsin…
Ya imza deyince, biz 2005’te miydi neydi, Avrupa Birliği’nden bir tarihler mi ne almıştık… Yahu ben şimdiye kadar adamlar bizi üye yapar diyordum. Ne de sevinmiştik ha o gün. Havai fişek falan patlatmıştık… Unuttuk ha reformları falan da… Çok kızmamışlardır inşallah… Hem zaten adamların bizi almaya niyeti yok ki… Neyse olmadı başka bir birlik kurarız yahu. Araplarla aramız iyi… Hallederiz bir şekilde… Hem zaten, Avrupa Birliği bir Hıristiyan kulübü değil mi? Aynen öyle… Ne işimiz var o zaman orada? Birkaç sene sonra onlar bize yalvarmaya başlar… Hıııh…!
Ya bizim bir ada vardı… Adı neydi onun sahi… Ha Kıbrıs… O sorun da kaldı öyle iyi mi… Ben ne yapayım, yılda 200 milyon dolar veriyorum adaya, başka elimden bir şey gelmez arkadaş…
Oh ya, hamdolsun, komşularla sıfır problemimiz var… Sıfır problem çözdük, sıfır problemimiz oldu. Kimse de bir şey demiyor… Dış politikada iyiyiz ya… İyi ki Davutoğlu’nu getirmişim… Ağzı laf yapıyor benim gibi…
İyiyiz yani dış politikada da… Neredeyse Nobel Barış Ödülü alacağım yahu… Arabuluculuk falan… Gerçi hiçbir arayı bulamadık ama görüntüde iyi…
Gelelim açılımlara… Tek bir şey söyleyip özetleyeceğim… “Nasıl açtık ama?”
Kürtler, Aleviler, Romanlar, Çerkezler, Abazalar, Gürcüler, Araplar, Aleviler, Sünniler, Hanbeliler, Malikiler… Bilumum etnik, dini, mezhebi vs. gruplar bizden memnun… Hepsine açtık kollarımızı… Hepsini kucakladık… Konuştuk, dinledik… Daha ne yapalım?
Şimdi şehitlerden falan şikâyet ediliyor… Yahu dedik kaç defa, yan gelip yatma yeri değil bu askeriye… En fazla çömelebilirsin cephede… Yan gelip yatamazsın… Nitekim bizzat gittim cepheye gösterdim herkese nasıl durulması gerektiğini… Bu vatan için kaç “kelle” gitmesi gerekiyorsa, hepsini veririz…
Sonra dindar cumhurbaşkanı seçtirdik… Ne güzel oldu ama değil mi… Çankaya’ya ne de yakıştılar ikisi… Gerçi gönül isterdi ki biz olabilseydik ama neyse nasip değilmiş… Bir dahakine artık… Hanım çok istiyor… Bu arada Gata’ya alınmayınca ağlamıştı. Onu demiş miydim? Çankaya’ya alıyorlar başörtüyle ama kendisi gitmiyor şimdi. Alınacak bir şey yok, öylesine… Neyse…
Ağlamak demişken, geçen gün bir konuşma yaptım, bir konuşma yaptım… Vallahi ağladım… Çok dokunaklı oldu ya… Tam 12 Eylül’de idam edilen bir ülkücü gencin ailesine yazdığı mektubu okurken, sesim bir çatallaştı, gözlerim bir yaşardı… Bir iki damla süzülseydi daha iyi olacaktı ama, bu da epey alkış topladı yahu…
Artık herkes Anayasa paketimize evet der herhalde… Bakın sonra ağlarım ha!
Paketi deldirdik gerçi ama yine de 12 Eylül anayasasını tarihe gömeceğiz… Evet deyin yeter. “Bi he deyin” yaaa başka bir şey istemiyoruz… Bakın pakette Evren Paşa’yı yargılatmak için gereken geçici 15. Maddenin kaldırılması olayını da koyduk… Süper oldu vallahi. Yalnız tevafuk bu ya, zaman aşımı olmuş… Tüh… Neyse en azından şöyle avunabiliriz. Mesela bir gün zaman makinesi icat olursa, zaman aşımı olmadığı bir güne ışınlanırız, oraya bu paketi de götürürüz, orada yargılarız kendisini… Scotty ışınla bizi!!
Şimdiiii… Tekrar bir gözden geçirelim listemizi… Neler yapmışız neler…
Başörtüsü sorunu…. Çözdürmediler… Ağladık…
Katsayı, Kur’ân kursu vs… Çözdürmediler, dolandık…
Terör sorunu… Açtırmadılar, açtık…
Ekonomi… Hamdolsun teğet geçti…
Eğitim sistemi… Çok şükür, değiştiriyoruz…
Seçim sistemi, siyasi partiler yasası, baraj vs… Ya ne gerek var şimdi, ne güzel her seçimde götürüyoruz tulumları…
Yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasa… O rafa kalktı da… Paket sağlamda…
Neyse işte genel olarak durum bundan ibaret…
Haaaa.. Bir saniye ya, kapatmayın programı… Nasıl unuttum ben yahu…
Biz 15 bin kilometre duble yol yaptık yahu… En gurur duyduğum icraatım… Vallahi az kalsın unutuyordum… Adamlar zamanında dağ, taş dememiş yolları açmışlar… Her yere birileri yol yapmış… Ama nasıl yapmış?? Bir geliş, bir gidiş… Şimdi benim zenginlerim bu bir geliş, bir gidiş yollarda nasıl hız yapsın? Nasıl güvenli seyretsin… Biz de tuttuk genişlettik bu yolları. Duble duble oldu hepsi… Maşallahımız var… Süper oldu… Bir de Yüksek Hızlı Trenimiz var ha… Allah nazardan saklasın… Hızlı gidiyor… Adı da çok fiyaka… Mesela Ankara İstanbul arası arabayla 5-6 saat… Trenle de öyle… Nasıl ama? Yüksek hız..
Neyse esas duble yollar önemliydi… Onu unutmayalım…
Bir de ağladık ha… Onu da unutmayın…
Durmak yok, yola devam…”